20 Ocak 2011 Perşembe

Muhteşem Yüzyıl Dizisi Tartışılmaya Devam Ediyor...

Geçmiş yazılarımda 2011'de başlayacak diziler içinde en iddialısının Muhteşem Yüzyıl olacağını belirtmiştim hatırlarsanız. Gerçekten dizi 15 gün önce yayınlanmaya başlar başlamaz inanılmaz bir ses getirdi. Basında günlerdir diziye dair yorumlar yer alıyor, çok beğenen de var acımasızca eleştiren de! Hatta öyle komik yorumlar yapılıyor ki gülmemek elde değil; yok efendim padişahlar terler miymiş (tövbe yarabbim, sanki ter bezleri 21.yüzyılda icat edildi!) ya da o dönemde dudaktan öpüşme var mıymış, yoksa yanağa buse mi kondurulurmuş (tabii yaa, şehzadeleri de yanağa konan busenin "muck" sesini duydukları anda Osmanlı semalarında gezinen leylekler getirmiş olmalı herhalde!) falan filan... Bunlar yetmezmiş gibi siyasiler de tartışmalara katıldı, hatta konu dünya basınında bile yer aldı. Dizinin fragmanlarının yayınlanmasından sonra 3 hafta içinde, izleyicilerden 'Osmanlı hanedanının yanlış tanıtıldığı ve tarihimize hakaret edildiği' gerekçesiyle RTÜK'e 75 bin gibi rekor sayıda şikayet gelmiş. Ayrıca dizi ekibi ve oyuncuları da protesto gösterileri ve tehditlere maruz kalıyorlarmış. Bu yoğun tartışmaların gölgesinde RTÜK de dizinin ilk bölümüne uyarı cezası vermiş. Konu hakkındaki toplumsal hassasiyeti göz önüne alan ve RTÜK'den daha ağır bir ceza gelmesinden korkan Show TV yönetimi dizinin 2. bölümünde Kanuni ile Hürrem'in öpüşme ve yatak sahnelerinin 12 dakikalık kısmını kesmişler. Dizi yayından kaldırılabilir ihtimalleri bile konuşuluyor. Zira kamuoyu baskısı nedeniyle büyük firmalar pahalı olduğunu öne sürerek Muhteşem Yüzyıl’ın reklam kuşaklarına girmiyorlarmış. Açıkçası ben konunun çok abartıldığını düşünüyorum şahsen. Alt tarafı bir dizi yahu, niye insanların bu kadar ciddiye aldığını hiç anlayabilmiş değilim. Özellikle ülkemizde bu kadar sorun varken siyasetçilerin işi gücü bırakıp bir diziyle uğraşmaları çok enteresan doğrusu, konu resmen memleket meselesi oldu vallahi!!(Gerçi yurdum insanı Kurtlar Vadisi'nde ölen Çakır için gerçek cenaze namazı kıldırıp gazetelere ölüm ilanı verdikten ve ölümünün 1. yılında mezarlıkta anma töreni düzenledikten sonra herşey olabilir bu ülkede tabii!). Eğer bu dizi bitirilirse tam bir skandal olur. O nedenle ben yayından kalkacağına pek ihtimal vermiyorum ama gelen baskılar nedeniyle senaryoda bazı revizyonlar yapılır diye düşünüyorum. Nitekim ilk örneklerini dün yayınlanan 3. bölümde görmeye başladık bile; Hürrem Müslüman oldu, Kanuni Hürrem'in başına bir örtü bağladı, kelime-i şehadet getirdi falan!! Bakalım bu gelişmelerle sesler biraz kesilecek mi?

Neyse gelelim diziyle ilgili diğer konulara; Muhteşem Yüzyıl dizisinin maliyeti 3,5 milyon TL'yi bulmuş ve sanırım şu ana kadarki en pahalı dizi prodüksiyonu olmuş. Dış çekimler Topkapı Sarayının bahçesinde yapılıyormuş ama Sarayın içinde çekim yapma imkanı olmadığı için Topkapı'nın 12 iç mekanı birebir tekrar inşa edilmiş. Bu arada dizide kullanılan gösterişli mücevherler de çok dikkat çekici gerçekten. Dizinin takı sponsoru olan Boybeyi, bu dizi için 1,5 milyon dolar değerinde 72 parçalık bir koleksiyon hazırlamış ve dizinin ilerleyen bölümlerinde bu koleksiyon daha da genişleyecekmiş. Dizinin başrol oyuncularından Halit Ergenç, kılıç sahnesi çekimlerinde ayak bileğini kırmış ve ayağı alçıya alınmış (yazık yaa adama, nazar değdi vallahi). Dizinin çekimlerini yetiştirebilmek için sete kırık ayağıyla gidiyormuş, 1 ay alçıda kalacak ayağına uygun çizme yapılacakmış ve hareketli sahnelerde dublör kullanacakmış. Dizinin diğer başrol oyuncusu Meryem Uzerli ise oyunculuk performansı ile göz dolduruyor. Yaklaşık 8 aylık araştırmaların sonucunda, Türkiye'de ve 10 farklı ülkede 300 kişiyle deneme çekimi yapılarak Almanya'dan bulunan, aksanlı Türkçesi'nin yanısıra Almanca, İngilizce ve Rusça da bilmesi role seçilmesinde etkili olan Meryem gerek fiziği gerekse oyunculuk yeteneği ile ne kadar doğru bir tercih olduğunu ispatlıyor. 'Sülüman' diyerek habire Kanuni'nin kollarında bayılma numarası yapması, ışıldayan mavi-yeşil gözleri ve sevimli kahkaları ile Meryem çok şeker bir kız. Bugünlerde magazin programlarında 'Hürrem in Bihter out' diye haberler yapılıyor. Gerçekten Hürrem karakteri o kadar sansasyon yaratti ki Bihter'i bile solladı, üstelik bu daha başlangıç. İlerleyen bölümlerde Hürrem'in saraydaki entrikaları nedeniyle çok daha fazla konuşulacağını düşünüyorum şahsen.

Çarşamba akşamları Muhteşem Yüzyıl'la aynı saatte yayınlanan Kanal D'nin 'Şüphe' dizisi beklediğim gibi pek tutulmadı ve reytingleri oldukça düşük kaldı. Şimdi bu durum karşısında Kanal D yönetiminin bu dizinin gününü değiştirebileceği ve Muhteşem Yüzyıl'ın karşısına reyting rekortmeni dizisi Öyle Bir Geçer Zaman ki'yi koyabileceği konuşuluyor. Bakalım önümüzdeki günlerde kanallardan nasıl hamleler izleyeceğiz. Gerçi benim açımdan hiç farketmez, zira küçük Osman'ın yüreğimi dağlayan ağır dramı nedeniyle seyretmeyi reddettiğim ve bundan sonra da izlemeyi düşünmediğim Öyle Bir Geçer Zaman ki'ye karşı oyum yine de Muhteşem Yüzyıl'dan yana olur..

Geçtiğimiz Cumartesi akşamı NTV'de, Tohum Otizm Vakfı yararına birçok ünlünün de katılımıyla "Biri Bana Anlatsın Özel" programı yapılarak otizm konuşuldu. Bu programa "Otizmin Farkındayım" kampanyasının yüzü olan Tuba Büyüküstün'ün yanısıra Beren Saat, Kenan İmirzalıoğlu, Cansel Elçin, Engin Altan Düzyatan, Ajda Pekkan, Demet Evgar ve Erkan Petekkaya konuk oldu. (Cansel-Kenan-Engin-Beren-Tuba ile program beşi bir yerde gibiydi. Bir de Kıvanç Tatlıtuğ ve Murat Yıldırım da olsaydı dizi dünyasının 7 harikası belgeseli çevrilebilirdi vallahi). Bu program sayesinde Beren ve Tuba ilk kez aynı projede yer almış oldular ama ikisi aynı anda stüdyoda bulunmadılar. Programın ilk bölümünde Beren vardı, o gittikten sonra Tuba geldi. Magazin basını tarafından sürekli kıyaslanan ve aralarının bozuk olduğu iddia edilen bu ikiliyi eğer gerçekten aralarında bir gerginlik varsa bile yine de böyle anlamlı bir projede birlikte yer alma duyarlılığını gösterdikleri için tebrik etmek gerek. Ayrıca Tuba ve Kenan da ekranlarda ilk kez aynı karede birlikte görüntülendi. Bu ikiliye de önümüzdeki dönemde beraber başrol oynamaları için dizi ve film teklifleri yapılıyormuş, bakalım ikisini hangi projeyle ne zaman beraber izleyeceğiz? Tuba-Kenan ikilisi de ekranlarda gayet iyi bir çift olabilir görüntüsü çizdi.(Tabii ki benim için hala mükemmel çift Tuba-Kıvanç olur, o ayrı!) Programa katılan ünlülerin hepsi birbirinden hoş, zarif, sempatik ve seviyeliydiler, konuşurlarken gayet aklı başında ifadeler kullandılar. Bir tek Erkan Petekkaya'nın (Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin Ali Kaptanı) konu hakkındaki üst düzey yorumları(!) beni benden aldı gerçekten.


Beren Saat ve Tuba Büyüküstün demişken son dönemin en popüler bu iki yıldızı şimdi Cannes ödüllü ünlü İranlı yönetmen Bahman Ghobadi'nin filminde ilk kez birlikte başrol oynayacaklarmış. Cezaevine girip çıkmış İranlı önemli bir adamın yaşamını ve ailesini konu alan ve çekimlerine 1-2 ay içinde başlanacak olan filmde Tuba ve Beren İranlı üvey kardeşleri canlandıracaklarmış ve filmin adı Kayıp Mutluluk olabilirmiş. Filmde ayrıca Hanımın Çiftliği dizisinin başrol oyuncusu Caner Cindoruk ve Belçim Erdoğan'ın da rol alması planlanıyormuş. Eğer bir aksilik olmaz ve Tuba-Beren birlikte bu filmde yer alırlarsa acayip sansasyon yaratacağı ve çok konuşulup gişe yapacağı kesin. Gelişmelerden haberdar oldukça sizi de bilgilendirmeye devam edeceğim.

Geçen hafta gazetelerde Kıvanç Tatlıtuğ'un yeni şöhret olduğu yıllarda, Fransa'da modellik yaparken verdiği cesur pozlar yer aldı. Best Model of the World birincisi olduktan sonra Paris'te 1,5 yıl modellik yapan ve orada Kivan adıyla tanınan Kıvanç'ın bu resimlerini görünce, her ne kadar o yıllarda çok toy olsa da yine de "ve Tanrı erkeği yarattı" diyesi geliyor insanın:) Bu çocuk için boşuna demiyorlar "Tanrı'nın bitirme tezi" diye!! Bunun üzerine söylenebilecek başka laf yok sanırım; heykel gibi maşallah, nazar değmez inşallah...

Yurtdışına yaptığımız dizi film ihracatı 2010 yılında 50 milyon doları aşarak rekor kırmış. Asi, Aşk-ı Memnu, Ezel, Ihlamurlar Altında, Gümüş, Bir İstanbul Masalı, Yaprak Dökümü, Menekşe ile Halil, Binbir Gece gibi dizilerin de aralarında bulunduğu 70'in üzerinde Türk dizisi, 2010 yılında Ortadoğu ülkeleri, Balkanlar (Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Romanya, Hırvatistan, Arnavutluk, Kosova), Kazakistan, Özbekistan, Azerbaycan ve Ukrayna gibi ülkelere pazarlanmış. Sektördeki ihracatın %80'ini yapan şirketin yönetim kurulu başkanı dizilerin bölüm başına 500 dolar ile 20 bin dolar arasında satıldığını, şu anda en pahalı dizinin Ezel, bu ülkelerde en popüler erkek oyuncunun Kıvanç Tatlıtuğ, kadın oyuncunun ise Tuba Büyüküstün olduğunu söylemiş. Bu sonuç benim açımdan hiç şaşırtıcı olmadı tabii ki, bir de ikisini aynı projede görmek kısmet olsa yer yerinden oynar sanırım...

Magazin ve televizyon dünyasının nabzını tutan 'Ayakligazete.com' sitesinin düzenlediği ve 786 bin kişi gibi rekor sayıda katılımın olduğu dev ankette '2010 Yılının En İyi Kadın Oyuncusu' Gönülçelen dizisinin yıldızı Tuba Büyüküstün seçilmiş. Tuba'nın oyların %30'unu aldığı ankette Beren Saat de %25 ile ikinci olmuş. Aşk ve Ceza dizisinin başarılı oyuncusu Murat Yıldırım ise %28 oy oranı ile '2010 Yılının En İyi Erkek Oyuncusu' ünvanını elde ederken ikinciliği %23 oyla Gönülçelen'deki rolüyle Cansel Elçin almış. Ödüller, 16 Şubat'ta düzenlenecek gala gecesinde verilecekmiş. Benim efsane dizilerimden olan Asi'nin Asi'si Tuba Büyüküstün ve Demir'i Murat Yıldırım'ın bu ödülleri alması beni Asi'li günlere geri götürdü valla, ne güzel bir diziydi o yaa. Zaten şu aralar yayınlandığı Arap ülkelerinde de fırtınalar estiriyormuş. Ortadoğu'da 22 ülkeye yayın yapan MBC kanalının düzenlediği yarışmada en iyi yabancı dizi Asi seçilmiş (İkinciliği Lalola isimli bir Arjantin dizisi almış).

Gönülçelen'in son bölümlerinde Hasret senaryo gereği Levent ile nişanlandı. Bahar'ın oyununa gelip Murat'ı balkonda Bahar'la sarılmış şekilde görünce aralarında birşey olduğunu zanneden Hasret sağlıklı düşünemez bir halde ne olup bittiğini sorgulamadan, daha önce reddettiği Levent'in evlenme teklifine bu kez evet dedi ve yüzüğü parmağına geçirdi. Ne salaksın Hasret yaa, bu kadar fevri davranılır mı, sonra kafanı çok taşlara vuracaksın. Gerçi bu dizi My Fair Lady'nin uyarlaması olduğu için böyle bir sahne bekleniyordu. Çünkü o filmde de esas kız (Eliza) önce başka birinin evlenme teklifini kabul edip sonra evlenmekten vazgeçerek esas adama (Prof.Higgins) dönüyordu. Ayrıca Murat'ın Hasret'e yapacağı muhteşem besteye zemin hazırlamak için ona ciddi bir aşk acısı da yaşatmaları gerekiyordu. Ama yine de bu gelişmeden dolayı Gönülçelen fanları senaristlere ateş püskürüyor. Açıkçası ben de son bölümü pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Diziyi uzatmak için Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi bir türlü kavuşulamayan bir aşk hikayesini seyretmek bir yerden sonra sıkıcı olmaya başlıyor. Zaten bu durum reytinglere de yansıdı ve Hasret'in Levent ile nişanlanmasını protesto eden izleyici Gönülçelen'e dizi başladığından beri en düşük rating oranını tattırdı. Eğer birkaç bölüm içinde Hasret ve Murat kavuşamazlarsa sanırım artık fanlar iyice ayaklanacak. Zira seyirci bu diziyi Hasret-Murat aşkı için izliyor. Senaristlere duyurulur.

Yeni yılla birlikte yeni dizilerin de başlamasıyla yine kanallar birçok dizinin gün ve saatiyle oynamaya başladılar.

Türkan dizisinin bundan böyle Pazar akşamları saat 20.00'de yayınlanacağı duyuruldu, hatta 2 hafta önceki son bölümü Pazar günü yayınlandı. Ama son bölümün reytingleri pek iyi gelmedi, o günden sonra da diziden bir daha haber alınamadı. Dizi geçen hafta yayınlanmadı, bu haftaki yayın akışında da yok. Bu durum Türkanseverleri bir hayli endişelendirdi 'acaba dizi yayından mı kaldırılıyor' diye. Ancak gelen bilgiler şu an için böyle bir durumun söz konusu olmadığı,yapımcı firmanın yeni bölümler için anlaşma yaptığı ve yayınlanmama sebebinin rutin sene sonu hesap kesimiyle ilgili olduğu yönünde. Hatta tüyolara göre gelecek 2 bölümün çekimleri yapılmış ve bu bölümlerden birinde Türkan'ı gelinlikli görecekmişiz :) Neyse gözümüz aydın, Türkan Saylan'ın hayat hikayesini gelecek haftadan itibaren izlemeye devam edeceğiz. Ama yayın gününde yine bir değişiklik olabilirmiş, durum belli olunca sizleri de bilgilendiririm.

Daha önce Perşembe günü yayınlanacağı açıklanan Show Tv'nin yeni dizisi "Adını Feriha Koydum" ani bir kararla geçen hafta Cuma 20:00'de yayınlanmaya başladı. Zira Cuma akşamı ekrana gelen Türk Malı dizisi yayından kaldırıldı, daha önce yazdığım gibi Abiye Kuzu (Binnur Kaya) olmadan dizinin tutunamayacağı zaten çok belliydi. Benim Cuma akşamlarım Gönülçelen ile bloke olduğu için bu diziyi izleyemedim, o nedenle pek yorum yapamayacağım. Ama ne var bu Cuma akşamlarında çok merak ediyorum doğrusu, dizi rekabetinin en yoğun yaşandığı gün. Bütün kanallar yeni dizilerini önce Cuma akşamı bir deniyor, başarılı olamazlarsa gün değiştiriyor.

Cumartesi akşamları ATV'nin 2 iddialı dizisi "Bitmeyen Şarkı" ve "Yahşi Cazibe"nin yayın saatleri değiştirildi. Senaryosunu Gani Müjde'nin yazdığı Yahşi Cazibe’nin son haftalarda yakaladığı reyting başarısından sonra ATV diziyi birinci kuşağa çekti, Bitmeyen Şarkı ise ikinci kuşakta yayınlanıyor.
Show TV’deki "Doktorlar" dizisi Pazartesi akşamları saat 22.30’da, Fox TV'ye transfer olan "Lale Devri" Perşembe akşamları 20:15'te, Kanal D'nin gençlik dizisi "Kavak Yelleri" ise Cumartesi akşamları 22:30'da yayınlanmaya başladı.

2010 yılının albüm satış rakamları da açıklandı ve Tarkan en yakın rakibi Serdar Ortaç'ı ikiye katlayarak 1. oldu. 3. sırada ise Sertap Erener'in albümü yer aldı. Bu arada Tarkan yeni klibini 'Acımayacak' şarkısına çekti. Adamın her hali karizma zaten, tek gözlü korsan olmak bile çok yakışmış haliyle. Tamamı siyah beyaz çekilen klipte kullanılan çekim tekniklerini başarılı buldum, özellikle davula vurulduğunda çıkan toz efekti sahneleri oldukça iyiydi. Klibi aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz..
http://www.tarkan.com/klip.html

Bu haftalık da haberler bu kadar, yeni bir yazıyla tekrar buluşmak üzere, sevgilerimle...

9 Ocak 2011 Pazar

Ayın Mekanı Maldivler Oluyor...

Merhaba arkadaşlar. Son yazımda belirttiğim gibi dizileri pek takip etmeyenler için "Ayın Mekanı" diye yeni bir bölüme başlıyorum ve artık her ay bir yazımı gezip gördüğüm, beğendiğim bir yeri anlatmaya ayırıyorum. İlk mekan olarak bu soğuk kış günlerinde içimizi ısıtacak sıcak diyarlardan biri olan Maldivler'i seçtim.

Maldivler Hint Okyanusunda, Hindistan'ın güneyinde yer alan 1200'den fazla adadan oluşan bir adalar topluluğu ülkesi. Bu adalardan 1000 tanesinde insan yaşamıyor, 100 civarında adasında ise oteller mevcut. Zaten her bir otel bir adada yer alıyor ve bir adanın toplam büyüklüğü bizim tatil köyleri kadar. Maldivler'e gitmenin en kestirme yolu Emirates veya Qatar Havayolları ile Dubai ya da Doha aktarmalı uçmak. 4'er saatlik 2 uçuş ile Maldivler'in başkenti Male'ye ulaşıyorsunuz. Oradan da gideceğiniz adaya sürat tekneleri veya deniz uçakları ile transfer oluyorsunuz.

Biz Maldivler'e Aralık 2007'de gittik ve kış ortasında 30 derece hava sıcaklığında denize girdik, süper bir deneyimdi. Her seyahatimde olduğu gibi bu da oldukça maceralı başladı. Male Uluslararası Havaalanına iner inmez Türkiye'den arayan bir arkadaşımın telefondaki panik sesiyle Endonezya'da 6.2 şiddetinde deprem olduğu ve tüm bölgede tsunami riski olduğu haberini alarak tatilimize başladık. Dakika 1, Gol 1 yani! Bir anda gözümün önüne o tarihten 2 yıl önceki korkunç Güney Asya depremi sırasında oluşan tsunamide Maldivler'de çatıya çıkarak canlarını zor kurtaran Aysun Kayacı-Emre Aşık haberleri geldi. Hadi hayırlısı deyip bizi kalacağımız Sun Island'a götürecek deniz uçağına doğru iskelede yürürken birden denizde yüzeye çıkmış balık ölüleri de görünce iyice tedirgin olmaya başladım. Neyse ilk kez bindiğim 10-15 kişilik deniz uçağı deneyimi sırasında depremi biraz unuttum. Denizden kalkmak ve tekrar denize inmek çok enteresan bir tecrübeydi. Adamıza vardığımızda hemen resepsiyonistlere tsunamiye dair bir uyarı olup olmadığını sordum ama oteldekiler pek bir sakindi. Bize denizin üstündeki bungalovlarda kalmayı isteyip istemediğimizi sordular, aslında başka zaman olsa bu teklife hemen atlardık ama deprem haberi yüzünden karada kalmanın daha iyi bir fikir olduğuna karar verdik. İlk geceyi biraz huzursuz geçirdim açıkçası; uykumun ortasında bir yandan gürültülü çalışan klimanın sesi diğer yandan dışardan gelen dalga sesleri ve büyük ağaç yapraklarının gölgeleri yüzünden hayal dünyam çalışmaya başladı ve 'acaba sular mı yükseliyor' endişesiyle birkaç kez yataktan kalkıp dışarıyı kontrol ettim valla. Sanki ne yapabileceksem, adadaki en yüksek yer 3-4 metrelik bungalovların çatısı!! Neyse ertesi gün pırıl pırıl bir gökyüzü ve dalga kıpırdamayan bir deniz manzarasıyla karşılaşınca bütün endişelerim uçup gitti ve gerçek anlamda tatilim o an başladı.


Maldivler, adaların etrafındaki mercan resifleri(reef) sayesinde dalgaların orada kırılması ile havuz gibi dingin bir denize sahip. Kum bembeyaz, denizin rengi de turkuaz. Şimdiye kadar girdiğim denizler içinde en güzeli diyebilirim. Saatlerce denizin içinde kalmak istiyorsunuz, kimi yer yüzmek için çok ideal, bazı bölümlerse mercanları ve çevresindeki tropikal balıkları bir maske ve şnorkel ile seyretmek için mükemmel. Rengarenk balıklar dışında her an bir sürprizle karşılaşma ihtimaliniz de var üstelik. Örneğin kıyıdan birkaç metre ilerde boyu bile geçmeyen bir yerde mercan kayalarının içinde yüzerken bir anda yanınızdan yaklaşık 1 metre uzunluğundaki beyaz bir mürenin, yılan gibi kıvrılarak kayaya girdiğini görebiliyorsunuz ya da kıyıda yürüyüş yaparken 50-60 cm'lik küçük köpekbalıkları (reef shark) veya yavru vatozlar ile neredeyse dokunacak kadar yakınlaşabiliyorsunuz.


Deniz,kum,güneş Maldivler'in anahtar kelimeleri. Peki bunun dışında neler yapabileceğinize gelince; bisiklet kiralayıp adanın her köşesine gidebiliyorsunuz, böylece günün her saatini adanın başka bir tarafında geçirebiliyorsunuz. Sabah kalktığınızda denizin hemen kenarındaki bungalovunuzun önünden suya girerken, akşamüstü gün batımını adanın diğer bir köşesinden izleyebiliyorsunuz. Otelin Spa'sında Asyalı kızlara masaj yaptırabiliyorsunuz, değişik restaurantlarda farklı lezzetler (deniz ürünleri, Hint mutfağı, İtalyan yemekleri, tropikal meyveler vs) tadabiliyorsunuz, hergün akşamüstü aynı saatte aynı yere gelen büyük bir vatozu (stingray) besleyebiliyorsunuz, akşamları Atari salonunda vakit geçirebiliyorsunuz veya kağıt oyunları, bilardo vb. oynayabiliyorsunuz, dalış/kano/sörf/su kayağı gibi su sporları yapabiliyorsunuz. Burada bir parantez açarak orada denediğim knee board'dan bahsetmek isterim. Daha önce su kayağı yapmışlığım olduğu için dizin üzerinde yapılan knee board'u rahatlıkla başarabileceğimi düşünerek denemeye karar verdim. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı tabii ki, suyun içinde 2 dizinle bir boardun üzerinde dengede durabilmenin hiç de kolay olmadığını 2-3 denemeden sonra anlamış oldum. Belki suyun üzerine çıkabilsem yapacaktım ama hepsinin ayrı bir tekniği varmış ve hiçbir şey öyle uzaktan göründüğü kadar kolay olmuyormuş, bunu acı bir deneyimle bir kez daha kavramış oldum:(

Son olarak Maldivler'e gitmek için balayını bekleyenlere şöyle bir özlü sözle cevap vermek istiyorum: " Evlenip balayına gideceğime, bekar kalır alayına giderim!". Ne kadar doğru bir laf. Dünya üzerinde gidilebilecek daha yüzlerce ada var ayol, dolayısıyla balayını beklemeye hiç gerek yok, balayı için de elbet gidecek başka bir yer bulursunuz. Küresel ısınmanın tehdidi altındaki Maldivler'in önümüzdeki 30-40 sene içinde sular altında kalması bekleniyor. O nedenle daha fazla vakit kaybetmeyin ve ilk fırsatta bu dünyadaki cennet olan Maldivler'i görün derim.

Gelecek ay yeni bir mekanla karşınızda olacağım. Bir sonraki yazımda ise TV dünyasında olup bitenleri paylaşacağım. Şimdilik hoşçakalın..

1 Ocak 2011 Cumartesi

Yeni Bir Yıl Başlıyor...

Herkese çok mutlu, sağlıklı ve başarılı bir yeni yıl dileyerek yazıma başlayayım. Yeni yılın bu ilk gününde 2011'in ilk yazısına geçmeden önce 2010 yılının Haziran ayında açtığım blogumun ilk 6 aylık performansından kısaca sizlere de bahsetmek isterim (Eee, iş kadını olup da yıl sonu performans değerlendirmesi yapmamak olmaz, öyle değil mi?): Geçtiğimiz yıl toplam 34 yazı yazmışım (ki bu sayının uğuruna çok inanırım, bu da hoş bir tesadüf oldu). Haziran'dan bu yana blogu 2533 farklı kişi ziyaret etmiş, bu ziyaretçilerin içinde 31 değişik ülkeden 150'den fazla gurbetçi okuyucu da var. 10-15 arkadaşıma göndererek başladığım yazılarımı kısa süre içinde bu kadar çok insanın okuması pek beklediğim birşey değildi açıkçası. Yazılarımı takip eden herkese çok teşekkür ederim. Umarım okurken keyif alıyorsunuzdur.

Sizlerin önerileri doğrultusunda yazılarımı sürekli geliştirmeye çalışıyorum. Dizileri pek takip etmeyen arkadaşlarım ve okuyucular için bu yıl yeni bir uygulama başlatmaya karar verdim. "Ayın mekanı" köşesinde her ay, şimdiye kadar gezip gördüğüm ve hoşuma giden farklı bir yerden bahsedeceğim. Şu ana kadar 4 ayrı kıtada (Kuzey&Güney Amerika, Avrupa, Asya ve Afrika) tam 50 ülkede yaklaşık 200 şehir gezmiş bir kişi olarak beğendiğim yerler hakkında kısaca izlenimlerimi yazacağım, böylece belki buralara gitmeyi düşünenlere ufak bir katkım olur. Bu ayın mekanı olarak Maldivler'i seçtim. Bundan sonraki yazımda Maldivler'i anlatacağım..

Şimdi gelelim TV dünyasında neler olup bittiğine;
Medya Takip Merkezi, 2010 yılı boyunca, 1800’e yakın gazete ve dergiyi takip ederek, yılın en çok konuşulan/tartışılan yerli dizilerini ve hakkında en fazla haber yapılan dizi oyuncularını belirlemiş. 2010 yılına damgasını vuran ve en çok tartışılan dizi, benim de en favori dizilerimden biri olan "Aşk-ı Memnu" olmuş. 2010 yılında basında en çok ilgi gören ikinci dizi "Ezel" imiş, özellikle Haluk Bilginer’in kadroya girmesi ve Kıvanç Tatlıtuğ’un konuk oyuncu olarak diziye dahil olması nedeniyle de Ezel hakkında sıkça haber yapılmış. Yılın üçüncü yapımı "Yaprak Dökümü" olmuş. Yılın en fazla haber yapılan dizi oyuncusu ise “Aşk-ı Memnu” ve “Fatmagül’ün Suçu Ne?” dizilerinde canlandırdığı sansasyonel Bihter ve Fatmagül karakterleri ile çok konuşulan güzel oyuncu Beren Saat olmuş. Yerli dizi dünyasının en çok ilgi gören ikinci ismi ise, Aşk-ı Memnu dizisindeki yakışıklı Behlül karakteri ile herkesi ekran başına kilitleyen sevgili Kıvanç Tatlıtuğ imiş. Ezel'deki performansı ile büyük beğeni toplayan Kenan İmirzalıoğlu da, 2010 yılında en çok haberi yapılan üçüncü dizi oyuncusu olmuş. Yılın en çok konuşulan ilk üç dizisinin ve dizi oyuncularının Ay Yapım’ın dizileri ve bunlarda oynayan oyuncular olması da dikkat çeken bir ayrıntı bu arada.


Son günlerde medyada tartışılan konulardan birisi "Aşk-ı Memnu" dizisindeki Bihter rolüyle fırtınalar estiren Beren Saat'in yeni dizisi "Fatmagül'ün Suçu Ne" ile istediği sansasyonu yaratamaması ve bu rolü kabul ederek yanlış bir tercih mi yaptığı yönünde çıkan haberler. Yorumcular Fatmagül'ün Suçu Ne dizisinin Beren Saat'e pek bir katkı sağlamadığını ve Beren Saat'in yanlış seçim nedeniyle Bihter sayesinde elde ettiği popülerliği harcamaya başladığını yazıyorlar. Beren bile geçen ay verdiği bir röportajda Bihter'in renkliliğini ve heyecanını özlediğini söyledi. Bence de Bihter gibi gösterişli bir karakterden hemen sonra Fatmagül gibi gariban bir kişiyi canlandırmak Beren'e pek uymadı. Belki biraz ara verip sonra bu rolü oynasaydı daha inandırıcı olabilirdi. Henüz kimse Bihter'i unutamadığı için Fatmagül hep Bihter'in gölgesinde kaldı. Hatta bu konuda seviyesiz bir sürü geyik yapıldı(Tecavüz sahnesinden sonra "Fatmagül'ün Suçu Ne? Biz onu Bihter zannettik" gibi). Bütün bu gereksiz polemikler yüzünden de Beren boşu boşuna bayağı yıprandı. Hatta geçenlerde Alman medyası bile Beren'in kırgınlığını yazdı. Almanya'nın önemli haber dergilerinden Der Spiegel, Fatmagül'ün Suçu Ne? dizisi ile TBMM'de bile tartışmalara neden olan Beren Saat'e yer vererek, oyuncunun yeni dizisindeki rolü yüzünden başına gelenleri aktarıp Beren'in kısa süre önce Beyoğlu'ndaki bir mekanda alkollü gençler tarafından nasıl rahatsız edildiğini ve buradaki müstehcen imalardan dolayı kırgın olduğunu yazdı. Oyuncularımızın yabancı basında yer alması çok gurur verici bir durum ama tabii toplumumuz keşke böyle haberlerle gündeme gelmese daha iyi olurdu.

Gönülçelen birçok ankette olduğu gibi Gecce.com'un yaptığı ve binlerce kişinin oy kullandığı "2010 yılının en iyi dizisi" anketinde de oyların %46,3'ünü alarak yine birinci olmuş. Onu %23,7'lik oyla 'Aşk-ı Memnu' takip etmiş. 3. Öyle Bir Geçer Zaman Ki (%9,6), 4.Ezel (%5,1) ve 5. Kurtlar Vadisi Pusu (%3,4) olmuş. Gönülçelen'in son bölümünde Murat'ın Hasret'ten özür dilemesinin ardından Hasret, Murat'ın babasının iflasını ve konağı boşaltmak zorunda olduklarını da duyunca yumuşadı ve Murat'ların yeni evine hediye olarak piyanoyu getirdi. Bu jest karşısında Murat da piyanoyu tekrar çalmaya başladı, Hasret de ona şarkı söyleyerek eşlik etti. Bu anlara şahitlik eden Nesrin hanım bakalım oğlunun tekrar müziğe dönmesine ön ayak olan Hasret'e karşı bundan böyle sempati besleyecek mi, daha da önemlisi Murat Hasret'i albüm yapmaya ikna edebilecek mi ve en önemlisi Hasret ile Murat artık birbirlerine karşı itiraf turlarına başlayabilecek mi? Tüm bunların cevabını bu Cuma yayınlanacak 34. bölümde görmeyi umut ediyoruz :)

İstanbul'a gelen Katar Emiresi Sheika, hayranı olduğu Kıvanç Tatlıtuğ’u kaldığı Çırağan oteline çaya davet etmiş ama Kıvanç bu teklifi programı uymadığı ve yurtdışında olduğu gerekçesiyle reddetmiş. Anacım yakışıklı olmak da başa bela vallahi, milyonlarca hayranı yetmezmiş gibi şimdi bir de prensesler, emireler falan çocuğun peşine düştü, iyi mi!! Zavallı Kıvanç da peşindekilerden son sürat kaçmak için bir ay önce 600 bin liraya 2011 model bir Maserati satın almış. Yakışır valla, ne diyeyim. Bu durumda söylenecek tek şey; Onun arabası var, güzel mi güzel, şoförü de var özel mi özel:)


Show TV yeni yıla yeni dizilerle girmeye hazırlanıyor. Geçen sezon yayınladığı dizilerden umduğunu bulamayan, reytingleri iyi gitmeyen Deli Saraylı ve Güneydoğu'dan Öyküler Önce Vatan dizilerini bitiren, Lale Devri dizisini Fox TV'ye veren, Doktorlar ve Türk Malı dizilerinin de sürekli gününü değiştiren Show TV 2011'e 2 yeni diziyle başlıyor. Bunlardan birisi son yazımda da yazdığım, 5 Ocak Çarşamba akşamı saat 20:00'de yayınlanacak olan "Muhteşem Yüzyıl" dizisi. Halit Ergenç'in Kanuni Sultan Süleyman'ı oynayacağı dizide Kanuni'nin büyük aşkla bağlı olduğu Hürrem Sultan'ı Meryem Uzerli, Kanuni'nin annesi Valide Sultan'ı Nebahat Çehre, eşi Mahidevran Sultan'ı Nur Aysan, kardeşi Hatice Hatun'u Selma Ergeç ve onunla evlenecek olan sadrazam İbrahim'i ise Okan Yalabık canlandırıyor. Osmanlı'nın en geniş sınırlara ulaştığı en parlak döneminde sarayın kapalı kapıları arkasında dönen dolapların ve bir imparatorluğun kaderine yön veren bir aşk hikayesinin anlatıldıgı Muhteşem Yüzyıl dizisinde, Kırım'dan cariye olmak için yola çıkan bir genç kızın (Hürrem) ihtirası, hırsları ve entrikalarıyla bir imparatorluğun kaderine yön verişi ve ilerde oğlunu tahta oturtmak için verdiği mücadele ele alınacak. Bize düşen de bu iddialı diziyi heyecanla takip etmek olacak..

Show TV’nin yeni dizilerinden diğeri ise "Adını Feriha Koydum" isimli dizi. Başrollerini Vahide Gördüm, Hazal Kaya ve Çağatay Ulusoy’un paylaştığı dizide Hazal Kaya Etiler'deki bir apartmanda kapıcılık yapan bir ailenin hırslı ve gözü yükseklerde olup sınıf atlamaya çalışan kızını, bu yılın best modeli olan Çağatay Ulusoy ise zengin bir ailenin yakışıklı oğlunu canlandırıyor. Bu ikili arasındaki aşk hikayesi de doğal olarak ana konuyu oluşturuyor. Adını Feriha Koydum'un ilk bölümü 6 Ocak Perşembe günü saat 20.00'de seyirci ile buluşacak ama tabii karşısında Fatmagül'ün Suçu Ne ve Kurtlar Vadisi Pusu gibi güçlü dizileri bulacak. Bakalım seyirci Aşk-ı Memnu'daki zengin kızı Nihal'den sonra Hazal Kaya'yı kapıcı kızı olarak kabul edecek mi yoksa Beren Saat gibi onun için de eleştiriler mi olacak? Tanıtım fragmanını aşağıda bulabilirsiniz..
http://www.dailymotion.com/video/xgdjvz_adyny-feriha-koydum-2-tanytym-fragmany_shortfilms

Yaklaşık 10 gün önce Taksim'de "Yerli Dizi Yersiz Uzun" sloganıyla yüksek katılımlı bir eylem gerçekleştirildi. 90-100 dakikalık dizi sürelerinin kısaltılması ve böylece dizileri yetiştirmek için haftanın 7 günü uykusuz ve ağır şartlara katlanmak zorunda kalan set çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi amacıyla düzenlenen bu eyleme dizi oyuncuları, yönetmenler, senaristler ve set çalışanları katılmış. Eyleme katılanlar arasında Kenan İmirzalıoğlu,Engin Altan Düzyatan, Tuba Büyüküstün, Cansel Elçin, Beren Saat, Murat Yıldırım, Burçin Terzioğlu, Sedef Avcı, Nejat İşler, Berrak Tüzünataç ve Cansu Dere gibi birçok ünlü isim de varmış. Bu eylemin ardından konu Meclis'e de taşınmış. 4 kuşak reklam alabilmek için bu kadar uzun süren dizilerin Dünya standartları gibi 45-50 dakikalara indirilmesi çok daha kaliteli diziler izlememize olanak tanır bence de. Zira her hafta neredeyse bir sinema filmi uzunluğunda bölümler yetiştirmeye çalışmak yüzünden bir süre sonra dizilerin konuları gereksiz yere uzatılıp saçmalaşmaya başlıyor, bazen hiç olmayacak mantık hataları yapılıyor. Bakalım bu girişimler dizi sektöründe yeni düzenlemeleri de beraberinde getirebilecek mi?


2010'un son günü Beyoğlu’nda ünlü yapımcı Türker İnanoğlu’nun yaptırdığı 6 katlı ‘Sinema–Tiyatro Müzesi ve Sanat Kitaplığı’nın açılışı gerçekleştirilmiş ve açılışa Tuba Büyüküstün, Hülya Avşar, Gülşen Bubikoğlu, Türkan Şoray, Nehir Erdoğan, Kerem Alışık, Zeki Alasya gibi birçok ünlü isim katılmış. Müzede Türk sinema ve tiyatrosunun değerli oyuncularının balmumundan heykelleri, Yeşilçam filmlerinin afişleri, set resimleri, portreler ve değişik karikatürler vb. sergileniyormuş. İlgilenenlere duyurulur, ben de ilk fırsatta gitmek isterim.

Yazımın son bölümünde geçen hafta Kıbrıs'da neler olduğundan biraz bahsedeyim. Kıbrıs'ın en lüks oteli olan Cratos'un Casino'sunda Serdar Ortaç ile karşılaştık. Biz Casino'da yaklaşık 1,5 saat kaldık ve kumarla pek işimiz olmadığı için geyiğine 3 kişi ortak olarak 100 TL ile rulet oynadık, sonunda acemi şansı ile masadan 300 TL ile kalktık. Yazımın başında da belirttiğim gibi uğurlu sayılarımdan biri olan 34 numaraya neredeyse her oyunda fiş koydum, olasılık çok düşük olmasına rağmen 1 saatin içinde tam 4 kez 34 geldi ve bu sayede bayağı kazandık. Ama kazanmamızdan ziyade rulet masasındaki komik hallerimiz görülmeye değerdi; önce kuralları öğrendik, ardından sayılara 1'er dolarlık fişlerden teker teker koyduk, 3-5 dolar kazandıkça ellerimizle çak falan yapıp sevinç çığlıkları attık. Tabii tahmin edebileceğiniz gibi bu esnada çevremizde oynayan kumarbazlar fenalık geçirdiler, zira adamlar ve kadınlar büyük bir stres içinde her oyunda yüzlerce, hatta binlerce dolarlık fişlerle oynayıp kaybettikçe, buna karşın biz 3-5 dolar kazandığımız için mutluluk naraları attıkça eminim bizi boğmak istediler, sinir içinde söylenip durdular. Oysa biz hiç istifimizi bozmayıp oyunumuza aynen devam ettik ve çok eğlendik :) Ben 1 hafta boyunca Casino'ya sadece 1 kez uğradım ama hergün giden arkadaşlardan gelen haberler Serdar Ortaç'ın günlerdir orada kumar oynadığı ve kaybettikçe karşılığında Cratos'da bedava sahne alacağı yönündeydi. Yazık yaa, sanırım şimdiden çok sayıda konser sözü vermek durumunda kalmış. Nitekim 1 Ocak akşamı da Cratos'da konseri vardı. Ayrıca aynı otelde yılbaşı gecesi Tarkan ve Ajda Pekkan birlikte sahne aldılar ama ben yeni yıla İstanbul'da girdiğim için konseri izleyemedim tabii.

Biz Kıbrıs'da yılbaşı kutlamamızı Gülay Eralp'in şarkıları eşliğinde yaptık ve sevgili Gülay'ın süper sahne performansı ile çok eğlendik. Geçtiğimiz ay Nispet'deki programına gitmiş ve orada da çok eğlenmiştim. Herkese tavsiye ederim.

Hepinize tekrar iyi yıllar dileyerek 2011'deki bu ilk yazıma artık noktayı koyuyorum. Sevgilerimle,

18 Aralık 2010 Cumartesi

Gönülçelen ve Ezel Yılın Dizileri Seçiliyor...

Uzun bir aradan sonra tekrar merhabalar. Son birkaç haftayı iş ve seyahatlerimin yoğunluğu nedeniyle acayip koşturmaca içinde geçirdiğim için ancak yazabiliyorum. Tabii bu arada da dizi dünyasında birçok gelişme oldu;

Geçen hafta 2 büyük gazete tarafından yapılan geniş katılımlı 2 anketin sonuçları açıklandı ve benim 2 favori dizim olan "Gönülçelen" ile "Ezel" 2010 yılının en beğenilen dizileri seçildiler (Diziler konusundaki öngörümü de takdir ediyorsunuzdur herhalde, di mi)! Habertürk gazetesinin düzenlediği ve 130 bin kişinin oy kullandığı, bu yılın en geniş katılımlı dizi anketinde 38 dizi arasında "Gönülçelen", Milliyet gazetesinin yaptığı ve yaklaşık 80 bin kişinin katıldığı ankette de "Ezel" yılın dizisi seçildi. Her 2 anketin ortak özelliği ise sıralamaları değişse bile ilk 5'e giren dizilerin aynı olmasıydı; 2 ankette de Gönülçelen ve Ezel dışında "Kurtlar Vadisi Pusu", "Yahşi Cazibe" ve "Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizileri ilk 5'te yer aldı. Bu 5 diziden 4'ünün ATV dizisi olması, üstelik gazetelerden birinin Doğan medya grubuna ait olmasına rağmen Kanal D dizilerinden sadece 1 tanesinin ilk 5'e girebilmesi çok enteresan bir sonuç tabii!! Bu durum, benim Eylül ayında yazdığım bir yazımda belirttiğim gibi şu anki reyting sisteminin tam olarak gerçeği yansıtmama ihtimalinin yüksek olduğu tezimi de destekler nitelikte. Zira 200 binden fazla insanın katıldığı bu anketlerin, evlerinde reyting cihazına sahip olan 2000 civarında kişinin değerlendirmesinden çok daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum açıkçası. Bu teknoloji çağında daha iyi bir ölçüm sistemi nasıl bulunamıyor, anlamıyorum vallahi. Bu arada internetin en fazla kullanılan arama motoru olan Google, 2010 yılında Türkiye'de en çok aranan dizi listesini de açıklamış. Bu listeye göre ilk 3 sırada yer alan diziler Spartacus, Aşk ve Ceza ile Gönülçelen olmuş.


Gönülçelen'de geçtiğimiz bölümlerde Hasret Levent'in evlilik teklifini reddetti (Aferin Hasret!), Hasret'in hasretine dayanamayan Murat hoca birkaç gün sonra Paris'den İstanbul'a geri döndü. Bu arada asistanı Bahar peruğunu çıkararak Murat'ın 2 yıl önce intihar eden sevgilisi Selin'in ikizi olduğunu, aslında intikam için başladığı oyunda kendisine aşık olduğunu Murat'a itiraf etti. Ama Murat kıza hiç yüz vermedi ve Hasret'i sevdiğini söyledi (Aslanım Murat!). Murat'ın babasının iflası ve konağın ellerinden çıkması kesinleşti. Hasret ve Murat arasında bazı duygusal sahneler yaşandı ama olay genelde imalarda ve bakışlarda kaldı, birbirlerine bir türlü söylenemeyen duygular hala dile gelemedi. Murat ve Levent arasında kalan Hasret sonunda isyan etti ve her ikisine de resti çekerek şan,şöhret ve paranın hiç umurunda olmadığını ve her ikisini de hayatından çıkardığını söyledi. Yani anlayacağınız eski gururlu Hasret geri döndü. Bu sahne çok başarılı ve duygusaldı. Önümüzdeki hafta oldukça heyecanlı olacak, bakalım Murat Hasret'i nasıl ikna edecek? Ya Murat'ın ailesinin iflas ettiğini duyan Hasret yumuşayacak ya da Murat, Hasret için yeni bir beste yapacak ve belki de aşkını itiraf edecek. Tüm Gönülçelenseverler bu sahneyi dört gözle bekleyecek. Bu arada Habertürk'ün 28 kadın oyuncu arasında düzenlediği ve yaklaşık 90 bin kişinin oy kullandığı ankette 2010 yılının en iyi kadın dizi oyuncusu, Gönülçelen'deki rolüyle oyların %33'ünü alıp rakiplerine büyük fark atan Tuba Büyüküstün olmuş :) 2. Yahşi Cazibe'deki Aslıhan Gürbüz(%18 oyla) ve 3. Fatmagül'ün Suçu Ne ile Beren Saat(%11 oyla) seçilmiş.

Son haftalarda biraz reyting kaybeden Ezel'in kadrosuna son bölümde Berrak Tüzünataç da katıldı. Daha önce Kenan İmirzalıoğlu ile Ejder Kapanı filminde birlikte rol alan Berrak, dizide Ezel'in aldığı yeni mekanda çalışan garsonu canlandırıyor. Bakalım diziye Kıvanç Tatlıtuğ gibi bir katkısı olabilecek mi? Aslında son günlerde etrafta Sekiz karakterinin diziye tekrar dönmesi için Kıvanç'ı ikna etmeye çalıştıkları dedikoduları dolaşıyordu ama Kıvanç bu yıl artık dizilerde kesin olarak yer almayacağını ve yeni bir sinema filmine başlayacağını belirterek konuya son noktayı koymuş.

Bu arada Kıvanç Tatlıtuğ'un bir süredir bahsettiği yeni sinema filmi projesi de belli olmuş. Türk-Fransız ortak yapımı olan filmin ismi “Sword and Ney” (Kılıç ve Ney) olacakmış. Filmde Kıvanç'la beraber Alain Delon'un veliahtı olarak gösterilen ünlü Fransız oyuncu Guillaume Delorme, Jude Law ve Vanessa Paradis başrolleri paylaşacakmış. Çekimleri 2011 yılında Marsilya,Van ve Erzincan'da başlayacak olan filmin konusu; Ermeni kızı Arpi ile Türk yüzbaşı Kerem’in bütün engellere karşı direnen aşklarının anlatıldığı bir dönem hikayesi olacakmış. Filmin çekimi için Türkiye’ye gelen Guillaume Delorme "Kıvanç çok yakışıklı, biraz kıskandım.” demiş. Kıskanma güzelim, sen de kendi çapında hiç fena değilsin hani. Bu film yakışıklılar geçidi olacak sanırım, bütün kızlar toplanıp filmi izlemeye gideriz artık :)


Bu hafta yeni bir dizi daha başladı; Cuma akşamı Gönülçelen'den hemen sonra saat 22.00'de ATV'de yayınlanan "Kızım Nerede" dizisinde güçlü ve zengin bir ailenin kızlarının kaybolmasının ardından yaşadıklarını anlatan dizinin başrollerinde Ece Uslu, Burak Hakkı ve Hüseyin Avni Danyal yer alıyor, dizinin kadrosunda ayrıca ergenlik dönemimde en beğendiğim jön olan Tolga Savacı da var. Gerçi 20 yıl önce tanıştığım o yakışıklı adamın şimdilerde saçlarına bayağı aklar düşmüş, biraz kilo da almış ama yine de hala hoş. Dizinin ilk bölümü fena değildi, heyecanlı bir dizi olacağa benziyor, tanıtım fragmanı aşağıda..
http://www.dailymotion.com/video/xfsulb_kyzym-neredey-1-bolum-tanytym_shortfilms

Yeni yılla birlikte başka yeni diziler de başlıyor. Bence bunların içinde en iddialı dizi 5 Ocak Çarşamba akşamı Show TV'de başlayacak olan Muhteşem Yüzyıl olacak. Yaklaşık 1 yıldır hazırlıkları yapılan, senaryosunu Meral Okay'ın yazdığı, yönetmenliğini Taylan Biraderler'in yapacağı dizide Kanuni Sultan Süleyman'ı Halit Ergenç ,annesi Valide Sultan'ı ise Nebahat Çehre canlandıracak. Uzun bir süredir Hürrem Sultan'ı kimin oynayacağı belirlenmeye çalışılıyordu, bu rol için Fahriye Evcen gibi birçok isimle görüşüldüğü haberleri çıkmıştı. Sonunda aranan Hürrem Sultan Almanya'dan bulundu. Henüz Türkiye'de tanınmayan, Almanya'da birçok dizi ve filmde rol alan Meryem Uzerli ‘Hürrem’ rolü için seçildi. Fragmanlardan izlediğim kadarıyla hem tipi hem de aksanlı Türkçesi ile bu role cuk oturmuş. Drew Barrymore'a benzettiğim Meryem ayrıca çok yakın bir arkadaşımın kuzeni de olunca hem kendisine hem de dizisine biraz torpil yapacağımı şimdiden söyleyebilirim. Bu dizide ayrıca Okan Yalabık, Nur Aysan ve Selma Ergeç de rol alıyor. Güçlü oyuncu kadrosu ve çekim kalitesinin yanısıra kostüm ve takılarıyla da çok ihtişamlı olacağa benzeyen Muhteşem Yüzyıl'ın fragmanlarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.


http://www.dailymotion.com/video/xg36l7_muhteyem-yuzyyl-tanytym-fragmany_shortfilms
http://www.dailymotion.com/video/xg4coo_muhteyem-yuzyil-2-tanytym-fragmany-www-fragmanlar-org_shortfilms
http://www.youtube.com/watch?v=flo9b5tnfGM&feature=related

Kanal D'nin 29 Aralık'da final yapacak olan “Yaprak Dökümü” dizisinin ardından Çarşamba akşamları yayınlayacağı yeni dizisi Şüphe'de Selin Demiratar, İsmail Hacıoğlu ve Serkan Altunorak başrol oynayacak. "Şüphe" dizisi de “Muhteşem Yüzyıl” gibi 5 Ocak’da yayına girecekmiş. Bakalım bu iki dizi arasındaki rekabeti kim kazanacak? Benim oyum Muhteşem Yüzyıl'dan yana olacak..

Bu sezon Show TV, yayınladığı diziler konusunda pek umduğunu bulamadı. Deli Saraylı dizisi 2 hafta önce Perşembe akşamına alındı ve reytingleri yine pek iyi olmayınca maalesef geçen hafta da apar topar final yaptı. Yazık oldu bu diziye :(
Reytingleri iyi olmayan bir diğer dizisi Lale Devri Show'dan Fox TV'ye geçti ve Fox ekranlarında Cumartesi akşamları 22:15'te yayınlanmaya başladı. Bu arada dizide Lale karakterini canlandıran başrol oyuncusu Emina Sandal, benim de daha önce yazdığım kötü oyunculuğu yüzünden birkaç bölüm sonra diziden çıkartılıyormuş. Senaryoya göre bir kız bebeği dünyaya getirirken doğum sırasında ölecekmiş ve kızına kendi adı konacakmış. Bakalım bu dizinin Fox TV'deki ömrü ne kadar olacak?

Türk Malı dizisinin Abiye Kuzu'su Binnur Kaya sette Şafak Sezer ile kavga ettiği için diziden ayrılmış. Bu durum sanırım diziye bayağı izleyici kaybettirecek. Sonuçta dizinin en başarılı karakteri Abiye Kuzu'ydu. Zaten son haftalarda dizinin reytingleri düşmeye başlamıştı, o nedenle birkaç kere günü ve saati değiştirildi. Pazartesi ve Salı akşamları umduğunu bulamayınca bu kez de Cuma günü saat 20:00’ye alınmış. Ama Cuma akşamı rekabetin en yoğun olduğu gün, üstelik Abiye Kuzu'suz bu dizi bakalım ne yapacak?

Bu arada Show Tv 2 yıl aradan sonra Doktorlar dizisini Aralık başında yeni bölümleriyle tekrar yayınlamaya başladı. Oyuncu kadrosunda Kutsi, Yağmur Atacan, Melike Güner, Cüneyt Türel gibi eski oyuncularının yanısıra Leyla Göksun,İlker İnanoğlu, Selen Seyven, Alpay Kemal Atalan gibi bazı farklı isimlerin de eklendiği yeni versiyonu Cuma akşamları saat 20:00'de yayınlanıyordu ama Gönülçelen ve Hanımın Çiftliği dizileri karşısında tutunamayıp umulan yüksek reytingleri alamadığı için yayın saati değiştirilerek Cuma akşamları 22:00 kuşağına alındı. Fakat reytingleri yine hüsran..

Behzat Ç., Pazartesi ve Salı günleri güçlü diziler karşısında pek tutunamayınca yayın günü tekrar Pazar akşamına kaydırıldı ve bu değişiklik ile reytingleri biraz daha toparladı. Bu arada Nejat İşler dizinin 13. ve 14. bölümüne konuk oyuncu olarak katılarak sıra dışı bir katili canlandıracakmış.

Cumartesi akşamları Show TV'de yayınlanan "Yok Böyle Dans" yarışması gayet keyifli gidiyor. Haftalar ilerledikçe ünlüler daha iyi performans sergilemeye başladılar. Azra Akın her hafta farklı dans türlerinde tek kelimeyle muhteşem dans ediyor. Zaten dünya güzeli maşallah (ki inanın bana, gerçeği TV'de göründüğünden çok daha güzel), üstüne bir de harika dans ediyor. Bu arada dans parçalarını genelde Tarkan şarkılarından seçmesi de benim açımdan artı puan tabii:) Onun dışında Pascal Nouma ve Burcu Esmersoy da yarışmanın diğer favorileri, onlar da oldukça iyiler. Bu arada birkaç gün önce Kıbrıs'daki bir toplantımız sırasında Burcu Esmersoy ile tanıştım ve bayağı sohbet ettik. Burcu çok güzel bir kız gerçekten, ama güzelliğinin ötesinde son derece akıllı, sıcak kanlı ve sempatik. Açıkçası TV'de izlerken bana biraz mesafeli ve sert gelirdi, ama imajının aksine gerçeği tamamen farklı. Show dünyasının içindeki insanlarla ilgili çok ön yargılı olmamak gerek sanırım. Bu kadar güleryüzlü ve cana yakın olabileceğini hiç düşünmezdim doğrusu. Çok sıcak davrandı, isteyen herkesle gayet samimi şekilde resim çektirdi, özellikle Burcu ile resim çektiren erkek arkadaşların ağızları kulaklarındaydı tabii ki. Birlikte çektirdiğimiz bir fotoğrafın sadece Burcu'lu kısmını yanda bulabilirsiniz.

Kıbrıs'da havaalanı transferimizi yapan şoförle sohbet ederken Kıbrıs'a gidip gelen bir sürü ünlünün transferini yaptığını söyledi ve herbiri ile ilgili bayağı bir dedikodu verdi. Burada onlardan bahsetmeyeceğim ama Tarkan ile ilgili söylediği sözü yazmadan geçemeyeceğim. Aynen adamın ifadeleriyle aktarıyorum: "Tarkan çok şeker, çok tatlı bir yüzü var, bal gibi, ekmeği batırıp ye yani!" Ben de bu sözlere tamamen katılıyorum tabii ki. Ama bir erkeğin ağzından da bunları duymak çok hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim:) Bu arada Tarkan, Enbe orkestrasının 'Kalbim' isimli son albümünde yer alan, söz ve müziği Sezen Aksu'ya ait "Herşeye Rağmen" isimli yeni bir şarkı seslendirmiş. Bu haftaki yazımı Tarkan'ın mükemmel yorumuyla dinleyeceğiniz bu güzel şarkı ile bitiriyorum. Sevgilerimle...
http://www.dailymotion.com/video/xg1nzf_tarkan-heryeye-raymen-yeni-yarky_music