14 Ocak 2012 Cumartesi

Yeni Sezonda 'Yalan Dünya' Dizisi Başlıyor...

Yeni yılın bu ilk yazısına geçen sene olduğu gibi yine blogumla ilgili birkaç istatistik bilgisi vererek başlayayım. 2010 senesinde açtığım ve o yıl yaklaşık 2500 kişinin ziyaret ettiği blogumu 2011 yılında 14.800 civarında kişi okumuş (yani okuyucu sayısı 1 yılda 6 kat artmış, üstelik de geçen yıl 2-3 ay boyunca bloglar kapalı olmasına rağmen). Blogumun Türkiye dışında 40'dan fazla ülkeden de ziyaretçileri var. ABD ve Avrupa'da yaşayan gurbetçiler dışında özellikle Türk dizilerinin yoğun şekilde izlendiği Balkan ülkeleri, Kafkaslar-Rusya ve Ortadoğu-Arap coğrafyasından da çok sayıda takipçimin olması bayağı heyecan verici doğrusu. Mesela aşağıda linklerini bulacağınız, Hırvatistan ve Bulgaristan'daki birkaç dizi sitesine blogumun konu olması sayesinde Balkan'lardan birçok okuyucum var artık. Umuyorum hepiniz yazılarımdan keyif alıyorsunuzdur ve inşallah bu yıl daha sık yazı yazmaya fırsatım olur.
http://www.forum.hr/showthread.php?t=606900&page=23
http://www.bg-mamma.com/index.php?topic=624471.525

2012 yılıyla birlikte başlayan yeni sezonda ekranda yine çok sayıda dizi yayınlanmaya başlıyor. Sayısı neredeyse 20'yi bulan bu yeni dizilerin bazılarından kısaca söz edeyim;

Yalan Dünya (Kanal D)- Gülse Birsel'in uzun zamandır merakla beklediğimiz dizisinde Beyazıt Öztürk,Altan Erkekli,Füsun Demirel,Olgun Şimşek,Hasibe Eren,Sarp Apak,Öner Erkan,Nihal Yalçın,Bartu Küçükçağlayan,Tuna Orhan,Ömür Arpacı,Gupse Özay,Gönül Ülkü gibi zengin bir oyuncu kadrosu mevcut. 13 Ocak'tan itibaren her Cuma saat 20.00'de ekrana gelmeye başlayan dizide Avrupa Yakası'na konu olan Nişantaşı piyasasından sonra bu kez de Cihangir'deki hayatlardan ve dizi dünyasından kesitleri izliyoruz. Antakya’dan Cihangir’e taşınan geleneklerine bağlı Kocabaş ailesinin fertleri ile dizi oyuncusu olmak üzere İzmir'den İstanbul'a gelen Deniz ve onun çevresinin yollarının kesişmesiyle başlayan komik hikayeleri büyük bir zevkle ve çok eğlenerek seyrediyoruz. Dizinin ilk bölümü çok başarılıydı, uzun zamandır bir diziye bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum doğrusu. Gülse Birsel yine harika bir işe imza atmış; hem yazdığı senaryo ve yarattığı tiplemelerle onların komik replikleri çok iyiydi hem de kendi oyunculuğu pek şekerdi. Bu kadının gözlem yeteneğine ve ince espri kabiliyetine bayılıyorum (kitapları da aynı şekilde çok eğlenceli, tavsiye ederim). Dizide Olgun Şimşek canlandırdığı 2 ayrı karakter ve girdiği birçok rolde oldukça başarılı. Ayrıca Orçun,Açılay,Nurhayat gibi abartılı tiplemeler de yakında fenomen olacak kadar dikkat çekici. Kısacası 'Yalan Dünya' Avrupa Yakası'nın tahtına şimdiden aday.

Bir Çocuk Sevdim (Star TV)- Kanal D'den Star TV'ye transfer olan dizi 13 Ocak'tan itibaren yine Cuma akşamları saat 20:00'de yayınlanmaya devam ediyor. Başrollerini Bülent İnal, Gülcan Arslan, Hakan Kurtaş ve Çetin Tekindor'un paylaştığı bu dizinin 'Yalan Dünya' ile aynı gün ve saatte yayınlanıyor olması şanssızlık oldu, zira her iki diziyi de izlemek istiyorum. Mecburen kaydedip ikisini de seyredeceğim. Eylül döneminde başlayan diziler içinde son zamanlarda en severek izlediğim birkaç diziden biri olan ve her geçen hafta heyecanı artan bu dizide özellikle oyunculuklar çok başarılı. Çetin Tekindor'dan bahsetmeye gerek bile yok sanırım, Bülent İnal da canlandırdığı Timur karakteriyle bayağı hayran toplamış durumda, özellikle aşık Timur'u ve onun aşkı için katlandıklarını izlemek kadın seyirciyi bir hayli memnun ediyor. Hatta sanal alemde dizinin adını 'Bir Timur Sevdim' diye değiştirenler bile var:) Bir parantez de dizinin Mine'si Gülcan Arslan için açmak isterim; yeni dönem bayan oyuncuları içinde en gelecek vaad edenlerden biri de Gülcan bence, zira hem çok hoş hem de oldukça yetenekli. Her ne kadar dizide ben Timur'un tarafını tutsam da Mine'nin ilk aşkı Sinan'ı canlandıran Hakan Kurtaş'ın da popülaritesi günden güne artıyor. Hakan Kurtaş dizideki rolü dışında bugünlerde DOT tiyatrosunun yeni oyunu “Beautiful Burnout/Süpernova”da bir boksör rolünü oynuyor. Ben de bu hafta oyuna giderek kendisinin canlı performansını izleyeceğim.

Son (ATV)- Engin Altan Düzyatan,Nehir Erdoğan,Berrak Tüzünataç,Yiğit Özşener,Erkan Can ve Uğur Polat'ın oynadığı dizi 9 Ocak Pazartesi akşamı saat 20:00'de başladı. Dizide mutlu bir evliliği varken bir uçak kazasıyla hayatı altüst olan; uçakta olduğu için öldü sandığı kocasının aslında o uçağa hiç binmediği ve evliliğinin de koca bir yalandan ibaret olduğu gerçeğiyle yüzleşen Aylin’in öyküsü anlatılıyor. Sadece bu sezon yayınlanacak olan ve 25 bölüm sonra sona erecek şekilde tasarlanan dizinin ivmesini ve heyecan dozunu oldukça iyi buldum şahsen. Gerek içinde birçok sır barındıran farklı kurgusu gerekse çekimleri ile dizinin ilk bölümünü beğendim. 'Son' dizisinin Pazartesi akşamları yayınlanmaya başlamasıyla birlikte ATV'nin 'Al Yazmalım' dizisi de Pazar akşamları saat 20:00'ye alındı.

MUCK (Show TV)- Azra Akın,Haluk Piyes,Bedük, Murat Serezli ve Hale Caneroğlu ile birlikte konservatuar öğrencilerinin de rol aldığı bu gençlik dizisi 5 Ocak Perşembe akşamı saat 20:00'de ilk bölümüyle seyircilerle buluştu. Dizinin ne konusu ne de oyunculuk performansları pek kayda değer olmasa da farklı bir tarzı var; yetenekli gençlerden hareketli danslar, görsel şovlar ve hoş seslerden dinlediğimiz güzel şarkılar eşliğinde müzikal tadında izlenen bir gençlik dizisi. Azra Akın'ın oyunculuğu şimdilik pek tatmin edici değil ama sesi ve yorumu oldukça başarılı. Geçen yılki dans yarışmasında sergilediği harika performanstan sonra dizinin ilk bölümünde gayet güzel seslendirdiği şarkıyı dinlemek isteyenler aşağıdaki linke tıklayabilirler..
http://www.youtube.com/watch?v=ONKpY2G4m-s

Koyu Kırmızı (Star)- Özgü Namal ve Ozan Güven'in başrol oynadığı bu dizinin ilk bölümü 9 Ocak Pazartesi akşamı saat 20:00'de yayınlandı. Hayatını böbrek hastası olan kız kardeşini yaşatmaya adamış dar gelirli bir öğretmen Cemil ile zengin bir ailenin evlenmek üzere olan inatçı kızı Ümit’in bir kazayla başlayan öykülerini konu alan dizi aynı gün ve saatte ATV'de başlayan 'Son' dizisiyle çakıştığı için sanırım benim ilk tercihim olmayacak.     

Suskunlar(Show TV)- Başrolünde Murat Yıldırım'ın oynamasının kesinleştiği, diğer roller için Sedef Avcı, Sarp Akkaya, Aslı Enver gibi oyuncuların adının geçtiği, ünlü 'Sleepers' filminden uyarlanan bu dizinin Şubat ayında ekrana gelmesi bekleniyor. 4 çocukluk arkadaşının intikam öyküsünü anlatacak olan dizi gerek konusu gerekse Murat Yıldırım faktörü nedeniyle izlenmeyi hak edecek gibi duruyor. 'Suskunlar' dizisinin ilk fragmanı aşağıdaki linkte...
http://www.youtube.com/watch?v=AEsO1m_YNTc

Ayrılık Olmasaydı (Kanal D)- Nurgül Yeşilçay, Şahin Irmak, Settar Tanrıöğen ve Nur Sürer'in başrolleri paylaştığı ve çekimleri Diyarbakır'da devam eden bu dizi yıllarca kocasının yolunu gözleyen Sultan isimli bir kadının hikayesini anlatacak ve yakında Kanal D'de başlayacak.

Kalbim 4 Mevsim (Star TV)- Ayça Varlıer, Bülent Emin Yarar ve Merve Oflaz'ın oynadığı bu dizi Perşembe akşamları saat 20:00'de yayınlanıyor. Bir babanın 2 kızıyla olan hikayesini anlatan dizi aynı saatte yayınlanan 'Fatmagül'ün Suçu Ne' ile çakıştığı için ben izlemiyorum.

Uçurum (ATV)- Mehmet Ali Nuroğlu, İtalyan oyuncular Lavinia Longhi ve Denise Capezze ile Selçuk Yöntem'in rol aldığı ve senaryosunu Ezel'in senaristi Kerem Deren'in yazdığı bu dizide uçurumun kenarına gelmiş insanların yaşamlarından kesitler ekrana gelecek.

Eve Düşen Yıldırım (Show TV)- Gizem Karaca, Murat Han, Mehmet Mincinözlü'nün başrolleri paylaştığı dizi iki kardeşin aynı kıza aşık olmasıyla üzerlerine çöken kara bulutları ve gelişen olayları konu alıyor.

Ustura Kemal (Show TV)- İstanbul’lu bir kabadayının hikayelerini anlatacak olan ve başrolü Oktay Kaynarca'nın oynayacağı bu dizi Ocak ayında seyirci ile buluşacak.

Burası Osmanlı/1711 Sır Kanunu (TRT)- Osmanlı İmparatorluğu'nun Lale Devri dönemini anlatan ve ilk çekimleri beğenilmeyip yeniden çekilmeye başlanan dizide Türkan Şoray, Öykü Çelik, Aslı Tandoğan, Fırat Tanış, Tolga Karel, Hazım Körmükçü gibi oyuncular rol alıyor ve Şubat ayında ekrana gelmesi planlanıyor.

Budala- Hande Soral, Burak Sağyaşar, İbrahim Kendirci ve Damla Sönmez'in oynayacağı bu dizinin çekimleri Ocak ayında başlayacak ve Mart ayında ekranlarda olacak.

Bu kadar çok dizi başlarken tabii ki birçok dizi de final yapıyor;
Demet Akbağ'ın Haluk Bilginer ile birlikte rol aldığı 'İstanbul'un Altınları', Şebnem Bozoklu ve İlker Aksum'un oynadıkları 'Bizim Yenge', Özkan Uğur, Mert Fırat ve Ezgi Mola'nın başrolde olduğu 'Bir Ömür Yetmez', Ahu Türkpençe ve Başak Köklükaya’nın rol aldığı 'Tek Başımıza' dizileri ekranlara veda etti. Fulya Zenginer, Tuba Ünsal, Keremcem ve Cemal Toktaş'ın oynadığı ATV'de yayınlanan 'Tövbeler Tövbesi' dizisinin de 2 hafta sonra 37.bölümde sona ermesi bekleniyor.

Bunca dizi arasında bir de sevdiğim bir yarışma programından bahsedeyim. Show TV'de Pazar akşamları saat 20:00'de yayınlanan 'O Ses Türkiye' yarışmasını beğenerek izliyorum. Hem yarışmacı gençler ve sesleri oldukça başarılı hem de jüri üyeleri ve aralarındaki atışmalar çok şeker. Özellikle Murat Boz ve Hadise pek sempatik, Hülya Avşar hala güzel, Mustafa Sandal da en doğru yorumları yapan kişi. Önümüzdeki haftalarda neler olur bilemem ama şu andaki performansları göz önüne alarak yarışmacılar arasında Hülya Avşar'ın takımındaki Fatma ve Hadise'nin takımındaki Bihter'in benim açımdan bir adım öne çıktığını söyleyebilirim.

Bu yıl adından en çok söz edilen dizi oyuncusu kesinlikle Kıvanç Tatlıtuğ, ardından da Beren Saat geliyor. Medya Takip Merkezi tarafından yapılan araştırmaya göre 2011 yılında hakkında en çok haber yapılan oyuncu 3138 haberle Kıvanç oldu (İkinciliği 2593 haberle Beren Saat aldı). Birleşmiş Milletler'e bağlı çocuklara yardım fonu Unicef tarafından 'Türkiye İyi Niyet Elçisi' ilan edilen Kıvanç Tatlıtuğ Unicef'in bugüne kadarki en genç iyi niyet elçisi olarak da tarihe geçti (kendisi bu yaz Angelina Jolie gibi Unicef'in birçok iyi niyet elçisi ile birlikte Somali'ye gidip oradaki çocuklara yardım kampanyasına katılacak). Dünyanın en popüler erkek sitesi Askmen'in Türkiye okuyucularının oylarıyla 2011'in en çekici erkeği seçildi (2.Kenan İmirzalıoğlu,3.Burak Özçivit oldu). İpsos KMG Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün gerçekleştirdiği araştırmada yılın en beğenilen erkek dizi oyuncusu oldu (Beren Saat de en beğenilen kadın dizi oyuncusu seçildi). Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından verilen 'Yılın Yıldızları' ödüllerinde de en beğenilen erkek dizi oyuncusu yine Kıvanç oldu (Beren de en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı). Kıvanç 'Kuzey ve Güney' dizisinde sergilediği oyunculuk performansı ve şarkı söylemedeki yeteneği ile de göz dolduruyor. Ama maalesef dizinin bayan oyuncularının hepsini toplasan bir Kıvanç kadar etmiyor, ayrıca senaryodaki bazı tutarsızlıklar nedeniyle dizide birşeyler eksik kalıyor ve Kıvanç'ın bu şahane performansına biraz yazık oluyor. Dizinin önümüzdeki bölümlerde daha iyi olması umuduyla Kıvanç'ın hatırına 'Kuzey ve Güney' sonuna kadar izleniyor.

Hamileliğinin son dönemini yaşayan ve doğum için gün sayan Tuba Büyüküstün uzun süredir pek ortalarda gözükmüyor. Buna karşın hem Gönülçelen hem de Asi dizileriyle yurtdışında gündemden hiç düşmüyor. Birçok Arap dergisine kapak oluyor, röportajları yayınlanıyor, ayrıca yeni reklam filmleri gösteriliyor. İkiz bebekleri için hem Türkiye'den hem de yurtdışından kendisine hediyeler yağıyor, o da bütün bu hediyeleri bir kamyona yükletip Van'daki çocuklara gönderiyor. İşte bu yüzden o kadar seviliyor. Tuba'yı özleyenler aşağıdaki linkleri tıklayıp Arap televizyonlarında yayınlanan son reklam filmlerini izleyebilirler..
http://www.youtube.com/watch?v=I4xnubDLuJ4
http://www.youtube.com/watch?v=kkcbDkmrR1Y&feature=related

Çekimleri 3 sene süren, 17 milyon dolara mal olarak Türk sinema tarihinin en yüksek bütçeyle çekilen filmi olan 'Fetih 1453' 17 Şubat'ta vizyona giriyor. Fatih Sultan Mehmet'i Devrim Evin, Ulubatlı Hasan'ı İbrahim Çelikkol'un canlandırdığı, savaş sahnelerindeki çekim kalitesi ve görsel efektleriyle dikkat çeken filmin fragmanı internette bir günde 1 milyon 670 bin kişi tarafından izlenerek rekor kırmış, henüz seyretmediyseniz fragman aşağıdaki linkte..
http://www.youtube.com/watch?v=5HoR9_VdAXc

Ricky Martin erkek arkadaşı Carlos Gonzales ile 28 Ocak'ta New York'ta evleniyormuş. Tövbe yarabbim yaa, bir yakışıklıyı daha karşı cinse kaptırdık, hatta sevgilisinin de hiç fena olmadığı düşünülecek olursa piyasadaki yakışıklı erkeklerin nesli hızla tükeniyor ne yazık ki. Allah sonumuzu hayretsin vallahi :((

Bir yazının daha sonuna geldik. En kısa zamanda yeni bir yazıyla buluşmak üzere, sevgilerimle... 

31 Aralık 2011 Cumartesi

Ayın Mekanı Mauritius Oluyor...

2011'in son gününde bu yılın son yazısıyla herkese merhaba. Geçen yazımda belirttiğim gibi aslında Kasım'da yazmayı planladığım ama araya giren 2 gala yazısı nedeniyle bir süre ertelemek durumunda kaldığım Ayın Mekanı için bu kez Mauritius'u seçtim.
Bu yıl Kurban Bayramında gittiğim Mauritius; Hint okyanusunun ortasında, Madagaskar'ın 900 km doğusunda yer alan bir ada devleti. Mauritius'a Emirates Havayolları ile Dubai aktarmalı olarak gidilebiliyor. İstanbul-Dubai 4,5 saat, Dubai-Mauritius uçuşu da 6 saat sürüyor. 330 km'lik sahil şeridi olan Mauritius'un en kuzeyden en güney ucu 65 km (arabayla yaklaşık 1,5 saat), en doğudan en batıya kadar da 55 km uzunluğunda. 1,3 milyon kişinin yaşadığı Mauritius'un bayrağındaki 4 renk, dinlerine ve etnik kimliklerine göre adadaki halkları temsil ediyormuş (yeşil renk müslümanları,sarı hinduları,mavi hristiyanları ve kırmızı da tamil grubunu simgeliyormuş). En son Mauritius'da yaşayan ve 17. yüzyılda nesli tükenen "Dodo" kuşu da adanın simgesi durumunda.

Adayla ilgili genel bilgilerden sonra biraz da kendi gözlemlerimden bahsedeyim. Mauritius Hint Okyanusunda bugüne kadar ziyaret ettiğim 8.ada oldu (Phuket,Phi Phi,Penang,Maldivler,Sri Lanka,Zanzibar ve Seyşeller'den sonra). Sanırım bütün bu adalar içinde en gelişmiş olanıydı, o nedenle de umduğum kadar bakir ve egzotik değildi. Yanyana sıralanmış çok sayıda modern otel ve tatil köyü mevcuttu. Ama tabii ki yine de oldukça güzel bir doğası ve turkuaz renkli bir denizi vardı. Herşeyden önce Kasım ayında 28-30 derecelik güneşli günler eşliğinde 25-26 derecelik su sıcaklığında denize girmek çok keyifliydi. Biz adanın kuzey batısında yer alan Club Med (La Pointe aux Canonniers)'de kaldık (Bu arada bu sene Club Med'in 45. yılı imiş). Zaten oteller genelde adanın kuzeyinde veya doğusunda yoğunlaşmıştı.
Uzun zamandır bir tatil köyünde tatil yapmadığım için ne kadar çok aktivite yapılabildiğini unutmuşum doğrusu. Hergün su kayağından yelkene, yüzmeden tenise, snorkelingden kano ve okçuluğa kadar bir aktiviteden başka bir aktiviteye koşturmaktan helak oldum vallahi:) Otelin aktiviteleri içinde yapmadığım sadece golf kaldı (zaten o sıcakta golf oynamak da en son düşüneceğim şeydi açıkçası). Bir de yapamadan döndüğüm ve bu nedenle biraz içimde kalan dalış (scuba diving) ve su altı motorsikleti (sub scooter) aktiviteleri oldu. Hem biraz soğuk algınlığım olduğu için dalmaya cesaret edemedim hem de snorkeling sırasında Mauritius'un su altı dünyasını (mercanlar ve balıkları) beklediğim kadar renkli ve etkileyici bulmadım sanırım.
Sadece bugüne kadar hiç görmediğim yılan balığını görmüş ve fotoğraflamış olmaktan dolayı mutlu oldum. Bu tatilde su altı yerine bolca su üstü sporlarıyla ilgilendim; su kayağı ve yelkenden çok zevk aldım, uzun yıllar sonra Berfucuğum ile tekrar tenis oynadım, ayrıca her akşam Feyza,Işık ve Tankut'la 'king' masasına oturdum, her oyunda bayağı eğlendim. Özellikle "el almaz" oynarken 13 elin tamamını alarak tarihi bir rekora imza atan sevgili arkadaşım (ismi lazım değil) beni çok eğlendirdi sağolsun:)

Birçok adada olduğu gibi burada da trafik ters aktığı ve araçlarda direksiyon sağ tarafta olduğu için en güvenli yolu seçerek şoförlü bir taksi kiraladık ve birkaç gün adanın değişik yerlerini gezdik. Şoförümüz Jitan hem bize rehberlik etti hem de bazı turların organizasyonunda (sürat teknesi falan ayarlamada) yardımcı oldu. Bir gün Mauritius'un doğu yakasında bulunan 'Ile Aux Cerfs' adasına gittik, doğu tarafı biraz daha bakirdi (hatta bazı yerleri o kadar bakirdi ki tuvalet sorduğumuzda ada halkı "la naturel" diyerek bize çalıların arasını gösteriyordu!!).
Sürat teknesi ile ulaştığımız 'Ile Aux Cerfs' adasında önce bir şelaleye gittik, oradaki yemyeşil doğa gerçekten nefisti. Şelanenin dibine kadar tekneyle gidip sonra da kayalara falan tırmanarak şelalenin aktığı tatlı suda yüzdük, daha küçük bir şelalenin altında durup jakuzi etkisini hisseder gibi omuzlarımıza masaj yaptık. Işık'ın ısrarıyla hepimiz ilk defa böyle bir deneyim yaşadık, iyiki de bu tecrübeyi tatmışız, zira inanılmaz keyif aldık.
Aynı günün devamında mavi ve yeşilin her tonunu gördüğümüz denizde sürat teknesiyle suları yara yara, hoplaya zıplaya son sürat 'Ile Aux Cerfs' adasının beyaz kumlu plajına doğru ilerlerken 4 yaşındaki Cemo'nun "Allah baby" şeklindeki sevinç çığlıkları eşliğinde Can,Cem ve Gün ile birlikte biz de çocuklar gibi şendik:))

'Ile Aux Cerfs' adasından otelimize dönerken Mauritius'un başkenti Port Louis'e de uğradık. Waterfront denen liman kısmı oldukça modern görünümlüydü; bir alışveriş merkezi, restaurantlar, cafeler, hatta Casino bile vardı ama hemen arka sokaklar bayağı dökülüyordu.
Biz oradayken tam dolunay zamanıydı, o nedenle geceleri manzara harikaydı, gündüzleri ise dolunayın etkisiyle öğleden sonraları biraz sular çekiliyordu. Port Louis kadar büyük olmayan ama önemli bir ticaret merkezi olan Grand Baie bölgesi de sevimli bir sayfiye kasabasıydı, deniz kenarındaki Sunset cafe'de içtiğim frozen banana (buzlu muz suyu) da gayet güzeldi.

Başka bir gün de grupça "Coco d'Amour" isimli Catamaran'ı kiralayarak Mauritius'un 20 km kuzeyindeki küçük bir ada olan Ilot Gabriel (Gabriel Island)'a gittik. Yola çıktıktan kısa bir süre sonra bir anda etrafımızda onlarca yunus belirdi ve teknemizin hemen önünde bize dakikalarca eşlik ettiler, olağanüstü bir görüntüydü.
Yakınımızda bulunan küçük botlardan insanlar suya atlayıp maske ve snorkel ile yunusların suyun içindeki hallerini çok yakından izlediler. Ben de benzeri bir deneyimi Zanzibar'da yaşamıştım, suya atlar atlamaz 3 yunusla neredeyse burun buruna gelmiştim, ayrıca hemen altımda 15-20 tane yunus birbirleriyle oyunlar oynuyorlardı, anlatılamayacak kadar güzel bir andı. Bu sefer katamaranı durdurup suya atlamak aklımıza gelmedi nedense, basiretimiz bağlandı herhalde. Yine de okyanusun ortasında bize eşlik eden yunusları bu kadar yakından seyrederek seyahat etmek acayip zevkliydi. Bir başka keyif de yelken açıldıktan sonra iyice süratlenen katamaranın ön kısmında uzanıp dalgaların çarpmasıyla ıslana ıslana gitmekti.
Gabriel adası gerek denizi-kumu gerekse renkli mercanları ve tropikal balıkları ile cennet gibi bir yerdi. Yeni aldığım su altı kamerasıyla burada birçok deneme çekimi yapma şansı da buldum. Hatta bu çekimlerden birinde tipi piranhaya benzeyen meraklı bir balık türünün üyeleri tarafından çevremin sarılıp ağızlarını aça aça kameraya kadar sokulmaları karşısında biraz tırsarak olay mahallinden hızla uzaklaştığımı da itiraf etmeliyim:) Gabriel adasıyla ilgili hatırladığım bir başka ayrıntı da feci bir akıntı olmasıydı. O kadar ki katamaranımız kıyıya neredeyse 3-5 kulaç mesafede bir yerde demirlemesine rağmen akıntıya kapılıp sürüklenmemek için sahile zodiac botla çıktık. Kıyıda bol bol yüzdük, kumlarda yuvarlandık, artistik pozlar vererek değişik fotoğraf çekim teknikleri denedik. Sözün özü herşeyiyle süper bir gün geçirdik.

Bunlar dışında tatil boyunca grubumuzun kızları bol bol alışveriş yaparak Mauritius ekonomisine oldukça önemli bir katkıda bulundular doğrusu. İngilizce anlaşamadığımız satıcılarla bile Elif'in şahane Fransızcası sayesinde konuşup her türlü engeli aşarak özellikle el işi masa örtülerinden ve kaşmir kazaklardan falan bir hayli aldılar yani :) Ben oradayken yapmaya fırsat bulamadığım ama ilgilenenler için Mauritius'da denenebilecek önemli aktivitelerden birinin de büyük balık avcılığı (deep sea fishing) olduğunu söyleyeyim.

Bu gezimizin organizasyonunu yapan Pırıl'a da (Marmara Babil Travel) ayrıca özel bir teşekkür etmek isterim. Sayesinde hiçbir sorun yaşamadığımız çok keyifli ve harika bir tatil yapmış olduk.

Ben bayramda Mauritius'dayken aynı dönemde dünyanın farklı noktalarında bulunan sevgili arkadaşlarım Zurçin Küba Trinidad'da,Yeşim ve İlker de İsviçre Lozan'da beni anmışlar ve taa oralarda ismime özel hazırlanmış tabelaların resimlerini çekip yollamışlar sağolsunlar :):)

Bu yazıyla birlikte 2011'e veda ediyor ve hepinize mutlu yıllar diliyorum.
Gelecek yılın ilk yazısında sizlere Ocak ayında başlayacak olan yeni sezon dizileriyle ilgili bilgileri aktaracağım. Şimdilik sadece dizi dünyasından birkaç transfer haberini yazayım;
Show TV'de yayınlanan 'Muhteşem Yüzyıl', Kanal D'de izlediğimiz 'Bir Çocuk Sevdim' ve Türkmax'da oynayan 'Bir Kadın Bir Erkek' dizileri yeni yılla birlikte Star TV'ye geçiyor.
Yeni bölümlerinde Mehmet Günsür'ü de kadrosuna katacak olan Muhteşem Yüzyıl'ı 4 Ocak Çarşamba akşamı saat 20:00'de, bunca yıl 'Bir Kadın Bir Erkek' ismiyle seyrettiğimiz ve çok büyük bir yaratıcılık örneğiyle(!) ismi bundan sonra 'Bir Erkek Bir Kadın' olarak değiştirilen diziyi de 5 Ocak Perşembe'den itibaren Perşembe-Cuma-Cumartesi geceleri saat 23:00'de Star TV'de izlemeye başlayacağız.
Normalde Cuma akşamları yayınlanan 'Bir Çocuk Sevdim' dizisinin Star TV'ye geçtikten sonra yine aynı gün ve saatte mi ekranlara geleceği ise henüz belli değil.


Yeni haberlerle seneye görüşmek üzere hepinize çok mutlu,huzurlu,sağlıklı,keyifli,kazançlı,sevgi dolu,ayrıca bol gezili ve dizili bir 2012 diliyorum...

4 Aralık 2011 Pazar

Keşanlı Ali Destanı Oyunu Keyifle İzleniyor..


Biraz rötarlı da olsa bu yazımda 10 gün önce İrte ile birlikte gittiğimiz Maslak TİM'deki 'Keşanlı Ali Destanı' oyununun prömiyerinden bahsedeceğim. Öncelikle bu başarılı oyunun sahnelenmesi için emek verenlerden biri olan ve açılış gecesine bizi davet eden sevgili Aylin'e teşekkür ederek yazıma başlayayım. Haldun Taner'in ölümsüz eserinin Sadri Alışık Tiyatrosunun 15. yılı şerefine yeniden sahnelendiği ve yönetmenliğini Ahmet Mümtaz Taylan, başlıca rollerini Songül Öden,Yavuz Bingöl,Kerem Alışık, Mustafa Üstündağ ve Tuba Ünsal'ın üstlendiği bu oyunun ilk gecesine birçok ünlü isim de katıldı. Daha TİM'den içeriye adımımızı attığımız anda kameralar Paşhan Yılmazer'i görüntülüyordu, tam kapının girişinde röportaj yaptıkları için biz de mecburen kameraların önünden geçerek ilerlemek durumunda kaldık. Paşhan'ın bu kadar kısa boylu olduğunu bilmiyordum, şaşırdım açıkçası. Salona girerken bu kez fuaye alanında Selçuk Yöntem (Aşk-ı Memnu dizisinin Adnan beyi)  ile karşılaştık. Yerimize geçtiğimizde hemen önümüzde en ön sırada oturan Çolpan İlhan'ı ve bizimle aynı sırada olup birkaç koltuk ilerde oturan Azra Akın ve yanındaki Arzum Onan'ı gördük.
Azra at kuyruğu yaptığı saçları, sürekli gülümseyen yüzü ve kolsuz siyah bluzu ile çok güzel görünüyordu. Sanırım salondaki en uzun boylu ve en hoş kadındı. Oyunun ilk yarısı bittiğinde fuaye alanında bütün kafalar dönüp dönüp ona bakıyordu. Aman nazar değmesin, Azra Akın ve Kıvanç Tatlıtuğ birbirlerine çok yakışan bir çift gerçekten. 2 gün arayla katıldığım galalarda önce Kıvanç'ın ağbisi, sonra da kız arkadaşıyla aynı ortamda olup da Kıvanç'ı görememek ayrı bir şanssızlıktı tabii! Tiyatroya beraber geldiği bayan arkadaşının gitmesi gerekince Azra da onunla birlikte ayrıldı ve oyunun ikinci bölümünü izleyemedi. Bu arada yakında Azra'yı Show TV'de başlayacak olan 'Muck' isimli dizide şan öğretmeni rolüyle izleyeceğiz ve danstaki şahane performansından sonra sanırım sesini de dinleme imkanı bulacağız.
Salonda Azra Akın'ın yanında oturan Arzum Onan da kıvırcık saçları, sade makyajı ve kıyafeti ile çok hoş ve sempatik görünüyordu. Oyuna verilen arada da yerinden hiç kalkmadı ve yanındakilerle sohbet etti. Hemen arkamızdaki sırada Yücel Erten (Bitmeyen Şarkı dizisindeki Kadir Ağa) ve 3 koltuk yanımızda oyuncu Ayçin İnci Taylan (aynı zamanda yönetmen Ahmet Mümtaz Taylan'ın eşi) vardı. Acaba yanımızdaki koltukta kim oturacak diye beklerken Yılmaz Erdoğan çıkageldi. Oyunun ilk bölümüne bir arkadaşıyla beraber katılırken 2. perdenin başlamasına az bir süre kala eşi Belçim Bilgin Erdoğan ile elele geldiler ve bu kez Belçim Bilgin yanıma oturdu. O akşamdan 2 gün önce 'Dedemin İnsanları' filminin galasında da karşılaştığım Belçim Bilgin'i bu kez çok daha yakından görme ve konuşma şansım oldu. Son derece sempatik bir şekilde merhabalaşıp yerine oturdu, sonra sohbet etmeye başladık.
Nejat İşler ile birlikte başrol oynadığı Keşanlı Ali Destanı dizisinin Aralık ayının ilk haftasında başlayacağını ve bu proje nedeniyle çok heyecanlı olduğunu söyledi (İlgilenenler için dizinin ilk bölümü 10 Aralık Cumartesi akşamı saat 8'de Kanal D'de yayınlanacak). Belçim çok şeker ve güleryüzlü bir insan, oyun boyunca attığı kahkahaları da süperdi. Bu arada Yılmaz Erdoğan'ın da saçı sakalı birbirine karışmıştı, sakaldan neredeyse yüzü görülmeyecek bir durumdaydı. Sanırım Monica Bellucci, Beren Saat ve Belçim Bilgin ile birlikte oynadığı 'Gergedan'ın Son Şiiri' filminde canlandırdığı rol yüzünden böyle geziyor.

Ortamı bu kadar anlattıktan sonra biraz da oyundan bahsedeyim. Yaklaşık 40 kişinin rol aldığı 'Keşanlı Ali Destanı' oldukça güzel bir müzikal olmuş. Başrollerdeki oyuncuların hepsi başarılıydı ama özellikle 'Zilha' rolünde oynayan Songül Öden'i çok beğendim doğrusu. Daha önce 'Gümüş' dizisinde izlediğim, bu sezon da 'Umutsuz Ev Kadınları'nda rol alan Songül Öden'i tiyatro sahnesinde ilk kez seyrettim ve performansını harika buldum. Her ne kadar oyunun adı 'Keşanlı Ali' olsa da sanki Zilha rolüyle Songül Öden daha ön plana çıkıyor ve oyunu o sürüklüyor gibiydi. Hem köylü şivesiyle konuştu hem şarkı söyledi hem de komedi yaptı, gerçekten müthişti. Özellikle oyunun ikinci perdesinde insanları gülmekten kırdı geçirdi (köpek gezdirdiği bir sahne vardı ki süperdi). Bütün salonla birlikte Belçim Bilgin de Songül'ün muhteşem performansına kahkahalarla güldü ve sürekli alkışladı. Sahnede karşımda duran Zilha'yı yanımda oturan dizinin Zilha'sı ile birlikte izlemek de hoş bir tesadüftü doğrusu:) Bakalım bu rolü Belçim de Songül kadar başarıyla canlandırabilecek mi, bu hafta izleyip göreceğiz..

Bu arada diğer oyuncuların da hakkını yemeyeyim; Yavuz Bingöl de Keşanlı Ali rolünde bayağı başarılıydı, çok doğal ve hissederek oynadı, hatta dans ettiği bir sahnede hızlı figürler sergilerken kendinden geçip taktığı güneş gözlüğünü bile düşürdü ve sonra da üzerine basıp kırdı:) Kerem Alışık biraz daha geri planda kalan birkaç karakteri canlandırdı, özellikle sarhoş rolüyle dikkat çekti. Beni şaşırtan oyunculardan biri de şu anda Tövbeler Tövbesi dizisinde de oynayan Tuba Ünsal oldu açıkçası. Oyun boyunca 2 farklı karaktere bürünen Tuba Ünsal özellikle 'Madam Olga' rolünde acayip iyiydi. Aksanlı konuşması ve komik tavırları çok şekerdi. Madam Olga'nın Zilha'ya zerafet dersleri verdiği ve 'yatak odası sesiyle telefonda konuşma eğitimi' yaptırdığı sahnede gerek Songül gerekse Tuba'nın performansları tek kelimeyle şahaneydi, gülmekten koptuk (Bu arada Tuba Ünsal bir hayli zayıf, uzun boylu ve güzel bir kız, Songül Öden'i de TV ekranında göründüğünden daha hoş buldum). Mustafa Üstündağ da önemli rollerden birini gayet başarıyla canlandırdı. Songül Öden ile karşılıklı oynadıkları bir sahnede Songül'ün takma saçının yere düşmesi üzerine her iki oyuncu da son derece profesyonel davranarak hiçbir şey olmamış gibi doğaçlama rol yapmaya devam ettiler. Oyunun sonunda bütün salon tüm oyuncuları ayakta alkışladı. Kerem Alışık hem babası Sadri Alışık'ı anan hem de annesi Çolpan İlhan'a teşekkür eden duygusal bir konuşma yaptı. Gerek bu konuşmanın etkisi gerekse sergilediği performansa izleyicilerin olumlu tepkisi nedeniyle sevgilisi Songül Öden'in de gözleri doldu. Yavuz Bingöl'ün sahne arkası ekibini anons ettiği sırada heyecandan dekor-kostüm vb. sorumluların soyadlarını hatırlayamaması ve birini sahneye çağırmayı tamamen unutması üzerine 'ya onu bana söylemediniz' falan demesi de çok sempatikti ve salonda gülüşmelere neden oldu. Sonuç olarak herşeyiyle çok keyifli bir geceydi. Kesinlikle seyretmenizi tavsiye edebileceğim çok güzel, hareketli, müzikli ve eğlenceli bir oyundu, sadece biraz uzundu, saat 9'da başlayıp 12:30 civarında bitti. Böylece bir galanın daha sonuna gelindi.

Yazımı bitirirken 2 gün önce Ortaköy Esma Sultan Yalısı'nın önünde gördüğüm ünlülerden de biraz bahsedeyim. Ortaköy Starbucks'da otururken bir anda tam karşımdaki Esma Sultan'ın kapısında bir hareketlenme oldu ve kameralar Elle Style Awards gecesi için gelen konukları çekmeye başladı. Orada olduğum 15 dakika boyunca Burcu Esmersoy, Keremcem, Tülin Şahin ve eşi ile Tuba Büyüküstün ve Onur Saylak çiftini gördüm. Burcu Esmersoy kırmızı straplez elbisesiyle, Tülin Şahin de tek omzunu açıkta bırakan bakır renkli uzun elbisesiyle çok hoş görünüyordu. Keremcem de bordo ceketiyle pek şık ve yakışıklıydı. Bu ünlülerin hemen ardından Tuba Büyüküstün ve eşi Onur Saylak'ın beyaz Mercedes jeepi önümden geçti ve kapıya yanaştı. Her ikisi de arabadan iner inmez kameralar etraflarını sardı.
7 aylık hamile olan Tuba göğüs dekolteli kırmızı saten bir elbise ve üzerine siyah bir palto giymişti, karnı burnunda olmasına rağmen yine çok güzel ve alımlıydı. Arkadan topladığı saçları, makyajı, şıklığı ve zerafeti ile bugüne kadar gördüğüm en güzel hamile kesinlikle Tuba! Onur Saylak da siyah takım elbisesinin içinde oldukça şıktı. Her ikisi de gayet keyifli ve mutlu görünüyorlardı ve sürekli çevrelerine gülümsüyorlardı. Bu yıl Elle Style en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanan Tuba'yı tebrik ediyor ve ikiz bebeklerini sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmesini diliyorum. Ayrıca doğumdan sonra en kısa zamanda ekranlara dönmesini de ümit ediyorum.

Bu yazımı artık burada bitiriyor ve ilk fırsatta Ayın Mekanı olarak 'Mauritius' yazısını yayınlamayı hedefliyorum. Şimdilik hoşçakalın...

26 Kasım 2011 Cumartesi

Dedemin İnsanları Filminin Galası Ünlüler Geçidini Aratmıyor..

Son yazımda belirttiğim gibi aslında bu ayki ilk yazımı Ayın Mekanı'na ayırmıştım ve hatta yazıyı yazmaya da başlamıştım ama daha yazıyı bitiremeden araya giren galalar nedeniyle gezi yazımı biraz erteleyip bu yazıda size 'Dedemin İnsanları' filminden ve gala gecesi gözlemlerimden bahsetmek istiyorum. Ama merak etmeyin, Mauritius'u anlatacağım 'Ayın Mekanı' yazımı da ilk fırsatta yayınlamaya çalışacağım.

Şimdi gelelim gala gecesi yaşananlara;
Çarşamba akşamı Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde yapılan Çağan Irmak'ın son filmi Dedemin İnsanları'nın galasına İrte,Ayşegül,Nilü ve Ebru ile birlikte gittik. Çağan Irmak'ın, mübadele yıllarında Girit’ten Türkiye’ye göçe zorlanan dedesinin hikayesini anlattığı bu filmde dede-torun diyaloglarıyla 3 kuşağın yaşamından kesitleri izledik. Topraklarından zorla koparılan insanların ötekileştirildiği, buradan gidenlere ‘Türk tohumu’, oradan gelenlere ‘Yunan gavuru’ denildiği bir ortamda kendilerini her iki yakaya da tam ait hissedemeyen insanların öyküsünü ve ihtilal sürecinin etkilerini gayet başarılı şekilde aktaran filmde Çetin Tekindor,Yiğit Özşener,Gökçe Bahadır,Hümeyra,Sacide Taşaner,Mert Fırat,Ezgi Mola,Zafer Algöz ve Ünal Silver gibi oyuncuların yanısıra Durukan Çelikkaya gibi çocuk oyuncular da vardı.
Başta Çetin Tekindor olmak üzere böyle güçlü bir oyuncu kadrosunun zaten harika bir iş çıkarması benim açımdan hiç şaşırtıcı olmadı ama asıl sürpriz çocuk oyuncuların performansıydı doğrusu; Ozan ve Tahsin rolündeki ufaklıklar tek kelimeyle şahaneydiler. O kadar doğal ve profesyonelce oynamışlar ki bravo vallahi. Zaten Çağan Irmak bütün gece boyunca her iki çocuk yıldızı da yanından hiç ayırmadı, filmin başında yaptığı kısa konuşmada ve kameralara verdiği tüm röportajlarda küçükler kollarının altındaydı. Filmden sonra salondan çıkarken yanımdan geçen 'torun Ozan' rolündeki Durukan'ın elini ve yanaklarını sıkıp tebrik ettim, 'aferin,harikaydın,hatta en güzel sen oynamışsın' falan dedim, çocuk utangaç bir tavırla gülümseyip yere baktı, papyonu ve takım elbisesiyle nasıl şeker bir şeydi görmeniz lazımdı:)

Dedemin İnsanları son derece güzel, naif ve keyifli bir film; ağlatırken güldüren,aynı zamanda düşündüren cinsten. Ege insanının sıcaklığını ve şivesini bütün oyuncular çok başarılı şekilde yansıtmışlar. Kullanılan bazı deyimler oldukça komik(özellikle 'metafor'un anlamı ile ilgili kurulan cümlelere bayıldım),küfürler bile kulağımıza sempatik geldi. Bu film Çağan Irmak'ın benim için fenomen olan 'Babam ve Oğlum' filmi kadar ağlatmıyor kesinlikle. İzlediğim Türk filmleri içinde en çok etkisinde kaldığım Babam ve Oğlum'u seyrederken ağlamaktan gözlerim şişmişti ve film bittikten sonra uzun bir süre kendime gelememiştim. Bu film ise başta güldürüyor, sonlara doğru ağlatıyor. Bir Çağan Irmak klasiği olarak gerek konusu, gerekse çekim kalitesi ve oyunculukları ile yine çok etkileyici ve kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Fragmanı aşağıdaki linkte..
http://www.youtube.com/watch?v=Q9Gc4F0S1og

Filme dair yorumlarımdan sonra biraz da geceden notları aktarayım;
Film gösteriminden önce bir kokteyl vardı. Kapıdan girerken ilk olarak Ali Sunal'ı, hemen ardından Mert Fırat'ı gördük (Mert Fırat koyu renk takım elbisesinin içinde mor gömleği ve siyah kravatı ile pek şıktı). Kokteyl alanında ilerlerken bir anda kameraların çekim yaptığı Cansel Elçin'e rastladık. Galada Cansel'i görmek benim için hoş bir sürpriz oldu (Tuba Büyüküstün'ün 'Yüreğine Sor' filminin galasında da görmüştüm onu). Yalnız bu kez sakallı haliyle çıktı karşıma, yine gayet sempatik ve yakışıklıydı ama sanırım ben Cansel'in Gönülçelen'deki sakalsız Murat Hoca tarzını daha çok beğeniyorum. Bu arada merak edenler için Cansel boylu poslu ve ince yapılı, ayrıca o gece galaya yalnız gelmişti, yanında kız arkadaşı yoktu.

Kokteyl alanında filmin oyuncularının çoğunu gördük, sadece Çetin Tekindor'a rastlayamadık. Sanırım Çetin Tekindor galaya gelmemişti, zira ne filmden önceki kokteylde ne de filmin gösterildiği salonda kendisini göremedik. Başrol oyuncusu olarak galaya gelmemesi garip bir durum, sebebini merak ettim açıkçası? Filmin oyuncuları dışında birçok dizi oyuncusu da galadaydı. Bu filmin yapımcılarından biri Ay Yapım olduğu için onun dizilerinin (Fatmagül'ün Suçu Ne?,Kuzey ve Güney,Ezel) oyuncularının davetli olabileceğini öngörüyordum. Nitekim beklediğim gibi Beren Saat ve kankası Belçim Bilgin Erdoğan da galaya geldiler. Filmin başlamasına çok az bir zaman kala salona giren Beren ve Belçim etraftakilere gülücükler saçarak ve gördükleri sanatçı arkadaşlarıyla kucaklaşarak yerlerine doğru ilerlediler. Beren siyahlar içinde yine çok güzel ve şekerdi, Belçim de öyle.
Film biter bitmez bütün kameralar bu ikilinin oturduğu yere hücum etti, ama röportaj vermeye pek hevesli gibi değillerdi. Salondan çıkarlarken hemen arkalarındaydım, sağdan soldan sürekli çekim yapılıyordu, inşallah onlarla birlikte magazin programlarında ben de boy göstermem :)) Beren'in çok yakınındayken farkettim ki aslında oldukça zayıf ve çıtı pıtı bir tip, öyle pek boylu poslu değil, cildi de biraz pütürlü gibiydi ama yüzü çok hoştu ve özellikle gülen gözleri çok güzeldi.
Bana twitter'dan gelen mesajlarda sorulan bir soruya yanıt olarak Beren-Belçim-Cansel üçlüsü galaya birlikte gelmediler (Cansel onlardan çok daha erken gelmişti),sadece üçü bir ara ayak üstü sohbet ettiler. Beren'in son günlerdeki bir diğer yakın arkadaşı Esra Dermancıoğlu (Fatmagül'deki Mukaddes yenge) de Beren ve Belçim'in hemen ardından salona girdi,ekranda göründüğünden daha zayıf ve güleryüzlü olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca dizinin Meltem'i Seda Güven'i çok zarif ve güzel buldum. Rıza Kocaoğlu(Kuzey ve Güney'deki pazarcı Ali), Barış Falay(Ezel'deki Kerpeten Ali), Arzu Gamze Kılınç(Gönülçelen'de Hasret'in annesi, Bir Çocuk Sevdim'de Mine'nin teyzesi rolünde oynayan Arzu hanım oynadığı rollerin aksine çok gençmiş, ayrıca bayağı ufak tefekmiş) ve daha birçok yardımcı oyuncu oradaydı. Bade İşçil(Kuzey ve Güney'deki Banu) da galadaymış ama maalesef Bade'yi ben göremedim, arkadaşlarım görmüş ve çok hoş olduğunu söylediler. Bütün bu oyuncuların yanısıra bizim gözlerimiz Kıvanç Tatlıtuğ'u aradı tabii ki ama ne yazık ki gelmedi. Onun yerine Kıvanç'ın gerçek hayattaki abisi galadaydı. Ayrıca Ay Yapım'ın patronu Kerem Çatay da gelmişti.Bu arada Kerem bey de gayet uzun boylu ve karizmatikmiş, gri bir takım elbisenin içinde bir hayli havalı duruyordu.Filmin oyuncularından Gökçe Bahadır tek omzunu açıkta bırakan kırmızı elbisesi ile çok uzaklardan bile dikkat çekiyordu.

Dizi oyuncuları dışında Metin Uca, Emel Sayın, Oylum Talu(ve erkek arkadaşı) da galada gözümüze çarpan ünlüler arasındaydı.Geçmiş yıllardan hem Emel Sayın hem de Metin Uca ile tanışıklığım ve çok hoş anılarım var, onları görünce aklıma geldi, sizlerle de paylaşayım; 2 sene önce bir şirket aktivitemize katılan Metin Uca ile bir hayli sohbet etmiş ve akşam grupça yemek yiyip birlikte Fenerbahçe maçı izlemiştik. Çok hoşsohbet ve tatlı bir insan. Aynı şekilde yıllar önce bir toplantımızda sahne alan Emel Sayın'ın şarkı söylerken ayakkabısının topuğu kırılınca benim olduğum masaya gelip yanıma oturmuştu ve yardımcısı diğer ayakkabısını getirene kadar elime bir peçete tutuşturup makyajının akan kısımları varsa silmemi rica etmişti.Aramızdaki bu ilk sıcak diyalogdan 10-15 dak.sonra beni sahneye çıkarıp şarkıyı birlikte okumamızı önerdi(ne alakaysa??),ama o gün sesim çok kısık olduğu için şarkıya eşlik edemeyeceğimi belirttim (yoksa şahane okurdum yani!!), şansıma tam o esnada sahneye peçeteyle bir not iletildi,arkadaşlardan biri Emel hanım için bir şiir yazmış,"madem şarkı söyleyemeyeceksin bari bu şiiri oku" dedi.
Biz sahnede elele tutuşmuş vaziyette ben peçetedeki şiiri okudum (o gece şansım peçetelerden yana bir hayli açıktı anlayacağınız).Gecenin sonunda millet benden imza istiyordu.Hikaye burada bitti zannediyorsanız yanılıyorsunuz, zira ertesi sabah İstanbul'a dönmek üzere uçağa bindiğimde Emel hanım ilk sırada oturuyordu ve beni görür görmez çok şeker bir tavırla hemen yanına oturttu, elimi ellerinin arasına aldı ve biz o şekilde bayağı bir sohbet ettik. Doktor olduğumu duyunca daha da ilgisini çekti ve "ay bilseydim sana dün akşam daha çok ilgi gösterirdim" falan dedi, ben de "yok canım,çok teşekkürler,zaten yeterince ilgilendiniz!!" diye cevap verdim. İşin komiği biz bu şekilde elele, güle oynaya sohbet ederken uçağa binen arkadaşlarımın bu sahne karşısında gözleri büyümüş vaziyette yanımızdan geçmeleriydi. Zira uçağın yarısından fazlası bizim şirkettendi ve o gün sanırım arkadaşlarımın çoğu beni Emel Sayın'ın yakın bir akrabası falan zannettiler. Emel hanım gerçekten çok zarif, sıcakkanlı ve güleryüzlü bir insan. Galada da siyah elbisesinin içinde her zamanki zerafetiyle sürekli çevresine gülümsüyordu.

Bu galanın bir diğer özelliği gelirinin Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na bağışlanmış olmasıydı.Filmin gala geliriyle bin çocuğun bir yıllık eğitimine destek verilecek. Bu duyarlı davranışlarından dolayı galaya sponsor olan herkese ve özellikle sevgili Ebru Özdemir'e çok teşekkürler ve tebrikler..

Oldukça keyifli geçen bir akşamın ardından arabamı almak üzere otoparkta ödeme yaparken karşılaştığım Mert Fırat'a da tebriklerimi iletip geceyi noktaladım. Bu yazıma da burada nokta koyarken dün akşam katıldığım 'Keşanlı Ali Destanı' oyununun açılış gecesiyle ilgili yazımı da birkaç gün içinde yayınlayacağımı duyurarak sizlere şimdilik veda edeyim...